Connect with us

Yazarlar

Le Cordon Bleu – Mutfakta Bir Mükemmellik Hikayesi

Fransız Kraliyet Birliği’nin zaferlerini kutlamak için düzenledikleri şatafatlı ziyafetler, kaliteli yemek konusunda yüksek standartların ölçütü haline geldi ve 16. yüzyıldan itibaren « mavi kurdele » mutfaktaki mükemmeliyetin simgesi oldu.

Yayınlanma zamanı

-

“Le Cordon Bleu” (mavi kurdele) isminin mutfak sanatları ile ilişkilendirilmesi ilk olarak 16. yüzyılda ortaya çıkmıştır.  1578 yılında, Fransız Kralı 3. Henri tarafından kurulan Saint Esprit şövalyeleri, sembollerinde bulunan mavi kurdele nedeniyle “Cordon Bleus” olarak isimledirildiler. İki yüzyıldan daha uzun süre ayakta kalan bu şövalyelik kurumu zamanının en prestijli Fransız Kraliyet Birliği olarak anıldı. Zaferlerini kutlamak için düzenledikleri şatafatlı ziyafetler, kaliteli yemek konusunda yüksek standartların ölçütü haline geldi ve 16. yüzyıldan itibaren « mavi kurdele » mutfaktaki mükemmeliyetin simgesi oldu.

Bu mükemmellik sembolü; Marthe Distel’in  10 Ocak 1895’te La Cuisiniere Cordon Bleu isimli haftalık bir dergi çıkarmaya başlaması ile gastronomi dünyasında yeni bir anlam kazandı. Dergi Fransa’daki ilk yemek dergisi idi ve büyük ilgi görmesi üzerine Marthé Distel ağırlıklı olarak ev hanımlarının oluşturduğu takipçilerine profesyonel aşçılar tarafından verilen yemek kursları açmak istedi.  Böylelikle 15 Ekim 1895’tarihinde, Paris’te St Honoré sokağında Aşçılık okulu açıldı. Bu okul, tarihe de kadınların katıldığı ilk porfesyonel aşçılık okulu olarak geçti. Yemek derslerinde elektrikli ocak kullanılması da o dönemde daha önce görülmemiş, dikkate değer bir teknolojik gelişme olarak kabul gördü.

Daha ilk günden itibaren, Le Cordon Bleu’de dünyanın en itibarlı şeflerin eğitim verdi. Dersler uzun süre döneminin en saygı duyulan şeflerinden biri olan Chef Charles Driessens tarafından yönetildi. Eğitmenler arasında  büyük usta Şef August Escoffier’nin kadim dostu Şef Henri-Paul Pellaprat da vardı. Şef Pelleprat Le Cordon Bleu’de 32 yıl eğitmenlik yaptı. Bu süre zarfında, günümüzde de yemek kitapları klasiklerinden sayılan  “L’Art Cullinaire – Mutfak Sanatı” ve “La Cuisine Familiale et Pratique – Pratik Ev Yemekleri” kitaplarını yazdı. Dönemin en özel reçete kolleksiyonunu oluşturarak binlerce dergi ile okurlarını eğiten dergi hayatına 70 yıl devam etti. Le Cordon Bleu’nün de uluslararası ünü hızla arttı ve yurtdışından da bir çok öğrenci programa kaydolmaya başladı. Bu mezunlar da Le Cordon Bleu’nün dünya çapında gelişmesine katkıda bulundular;  1933’de Şef Henri-Paul Pellaprat’nın gözetiminde Le Cordon Bleu Paris’te eğitim alan Rosemary Hume ve Dione Lucas, Londra’da L’Ecole du Petit Cordon Bleu isimli okulu ve Au Petit Cordon Bleu isimli restoranı açtılar. Buradaki başarısından sonra Dione Lucas, 1942’de New York’ta Le Cordon Bleu’yü açtı.

2. Dünya Savaşı’nda, Alman  Kuşatması sırasında Paris’teki okul kapandı, savaş sonrası Elisabeth Brassard okulu devraldı ve tekrar hayata geçirdi. Okul tekrar dünyanın dört bir tarafından gelen öğrencilerle canlandı ve Mme Brassard ; Cordon Bleu’nün « Büyük Hanımefendisi » (Grande Dame du Cordon Bleu) olarak anıldı.
1945’de ABD Ordusu, görev bitimlerinden sonra ABD askerlerinin Mme Brassard’ın yönetimindeki  Le Cordon Bleu’de eğitim görmesine izin verdi. Bu haktan faydalanan eski ABD Subaylarından biri de Julia Child’dı. Julia Child eğitimini tamamlayarak ülkesine döndükten sonra televizyonda Fransız Mutfağı hakkında program yapmaya başladı. Julia Child sayesinde Fransız mutfak sanatı, daha geniş kitlelerin ulaşabileceği bir şekil aldı. Julia’nın popüler bir  televizyon şahsiyeti olması, Le Cordon Bleu’nün dünya çapındaki bilinirliği kazanmasını ve dünya çapında Le Cordon Bleu isminin, mutfaktaki mükemmeliyetle özdeşleşmesini sağladı.

1984 yılında, Remy Martin ve Cointreau ailelerininden gelen André J. Cointreau, Elisabeth Drassard’dan Le Cordon Bleu’yü devralarak,  şirket başkanı ve CEOsu olarak göreve başladı.

André Cointreau’nun vizyonunda Le Cordon Bleu’nün uluslararası bir okul olması ve uluslararası çeşitlilik gösteren bir mezunlar ağı ile güçlü bir geleceği olması hedefi vardı. Bu vizyon ile 1991’de Tokyo’yu açtı, bunu 1993’te Adelaide’daki okul takip etti. Bu sayede Le Cordon Bleu üç kıtaya yayılmış oldu. 25 yıl içinde de Kore, Meksika, Peru, Tayland, Yeni Zelanda, İspanya, Türkiye dahil olmak üzere eğitim ağını 20 ülkede, 30 dan fazla okulla yaygınlaştırdı.

Le Cordon Bleu, İstanbul – Mükemmellik Merkezi

Özyeğin Üniversitesi ve Le Cordon Bleu Temmuz 2012’de bir işbirliği anlaşması imzaladı. Bu işbirliği çerçevesinde Özyeğin Üniversitesi kampüsünde bulunan 3650m’lik, “Mükemmellik Merkezi’nde, üniversitenin Gastronomi ve Mutfak Sanatları Lisans Programında, üniversite öğrencileri eğitim gördükleri gibi ; üniversite öğrencisi olmasa da kariyerini değiştirmek isteyen, sektörde olup hem teknik yetkinliklerini geliştirmek hem de uluslararası kabul gören bir sertifika almak isteyen ya da  gastronomi merakını derinleştirmek isteyenler,  eğitimleri almaya başladı.

Le Cordon Bleu Istanbul’da uluslarası müfredat takip edilmekte ve eğitimler Fransız, Belçikalı, İsviçreli ve Türk şeflerden oluşan uluslararası bir eğitmen şef ekibi tarafından verilmektedir. Eğitmen şeflerin sektörde en az 15-20 yıl deneyim edinmiş ve ödüllü ya da yıldızlı hotel ve restoranlarda çalışmış olmak zorunluluğu vardır.  Ayrıca bu şefler Le Cordon Bleu’de eğitim verebilmek için önce zorlu Şef testlerine tabi tutulurlar. Bu titiz eğitmen kadrosunun Dünya genelinde edinmiş olduğu tecrübe ve donanımı ile Le Cordon Bleu yalnız üstün mutfak tekniklerini vermekle kalmaz, öğrencilerinin aynı zamanda gastronomi kültürünün gelişmesini de destekler.

Eğitimler “Pastacılık” ve “Mutfak” olmak üzere iki disiplinde verilir Her disiplin temel, orta, üstün olmak üzere, 11 hafta süren 3 seviyeden oluşur.  Öğrenciler isterlerse bu 3 seviyeyi peşi sıra alabilirler, ya da programlarına göre ara vererek devam edebilirler. Eğitim dili İngilizce olmakla birlikte, gösterim dersleri Türkçe’ye de çevirilir. Öğrenciler hem İngilizce, hem Fransızca terminolojiye de hâkim olurlar. Eğitimde ürün çeşitliliği ve kalitesi esastır ve üstün seviyedeki öğrencilerimiz artık kendi reçetelerini yazabilecek kadar malzemeye ve tekniklere hâkim olarak mezun olurlar. Elbette her disiplini bitirdiklerinde aldıkları, dünyaca kabul gören Le Cordon Bleu sertifikaları da, bu yetkinliklerinin garantisi niteliğindedir. Aynı zamanda öğrenciler eğitimleri sırasında ithal ürünlerin yanısıra yerel ürünlerin de kullanımına yakınlaşırlar, farklı ülkelerin reçeteleri yanı sıra Türk mutfağından da örnekler deneyimlerler.

Her seviyeyi  bitirdikten sonra sertifika alırlar, üç seviyeyi de bitiren mutfak öğrencileri “ Diplome de Cuisine”; pastacılık öğrenciler “Diplome de Patisserie”, 6 modülü de bitiren öğrenciler ise “Grand Diplome” belgelerini alırlar.

Bu uzun dönem sertifika programlarının yanı sıra, zamanı daha kısıtlı olanlar için 10 haftalık haftasonu mutfak eğitimi, 10 günlük ekmekçilik programı ve günlük workshoplar da bulunmaktadır. Daha geniş bilgi için kurumun web-sayfasına linkten ulaşılabilinir.

Tamamını Oku
Reklam
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

Global Gastro Ekonomi Zirvesi

Global Gastro Ekonomi Zirvesinde üçüncü kez gastronominin ekosistemini farklı disiplinlerde gündeme taşıyoruz. Biliyor ve inanıyoruz ki; Gastronomi Her Yerdedir.

Published

on

Trakya, Avrupa ile Asya’da kök salmış, yeşermiş, iz bırakmış tüm kadim medeniyetlerin kesiştiği bir coğrafya. Balkanlardan, engin Asya topraklarına varmadan önceki son uğrak yer. Doğu’nun damıtılmış değerlerinin Avrupa’ya taşındığı yolların kavşağı. Bu coğrafyadan yolu geçen, bu toprakları yurt edinmiş her bir medeniyet. Trakya mutfağını yaratan kültürler kuşağını anlamayı, tanıtmayı ve ona hak ettiği saygıyı göstermeyi amaç edindik. Trakya’nın eşsiz tatlarının; köftesinin, tava ciğerinin, peynirinin, üzümünün, şarabının, rakısının, böreğinin, tarhanasının, kurabiyesinin lezzet izini aradık. Zamanda, mekânda, doğada ve insanda…

Zirve’de Trakya bağlarını gündeme taşıyor ve Sayın Mehmet Yalçın moderatörülüğünde bir oturum düzenliyoruz. Konuşmacılar bölgenin şarap üreticilerinden Zeynep Arca, Mustafa Çamlıca ve Selim Ellialtı.

Yine bölgenin Gastronomi Turizm Potansiyelini Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri sayın Mahmut Şahin’den dinleyeceğiz.

Kırklareli Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve yemek kültürü araştırmacısı  Ali Çakır bize Trakya Mutfak Kültürü üzerine ilginç bilgiler aktaracak.

Edirne Tave Ciğeri

Trakya Mutfağının özel yemekleri  Edirne, Kırklareli, Lüleburgaz Belediyelerinin ve Trakya Kalkınma Ajansının katkısı ile Zirvenin sabah kahvaltısı ve öğle yemeğinde katılımcılara sunulacak. Edirne Tava Ciğerinden, 3 kentin köftesine Trakya’ya ait ne varsa Zirvenin Sofrasında…

Global Gastro Ekonomi Zirvesi

Turyid Turizm Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri Derneği olarak ülkemizde gastronomi kavramının benimsenmesi ve  gelişmesi için bir sivil toplum örgütü olarak içtenlikle çalışıyoruz.

Global Gastro Ekonomi Zirvesi

Gastronominin turizmin katma değeri yüksek çeşitlenmesi, ülke mutfağı ile birlikte restoranlarının ve gıda ürünlerinin ihraç ürünlerine dönüşmesi, ülke ve şehirlerin farklılaşarak markalaşması,  sosyal ve ekonomik olarak  yarattığı geniş istihdam olanakları ile etkisini daha iyi göstermesi için her alanda farklı çalışmalara katılıyor ve görev alıyoruz.

En geniş tanımıyla “yaratıcı endüstriler” diye bilinen Kendini hayatın içinde güncelleyen Gastronomiyi gıda, yemek, iklim değişikliği, siyaset ve toplumsal tarih, sürdürülebilirlik,  kültür, din, savaş ve barışın dışında değerlendirmek mümkün mü ? 

Gastronomi gerçekten bu kadar etkili bir faktör mü?

Peki bunun ne kadar farkındayız?

Global Gastro Ekonomi  Zirvesinde üçüncü kez gastronominin ekosistemini farklı disiplinlerde gündeme taşıyoruz. Biliyor ve inanıyoruz ki; Gastronomi Her Yerdedir.

Bu yıl 25 Mart 2020 günü Lütfi Kırdar Kongre merkezinde gerçekleşecek olan Global Gastro Ekonomi Zirvesinden bazı başlıklar…

Çok kültürlü dünya düzeninde mutfak diplomasisinin yeni yeri;

Mutfak Diplomasisi

Sam Chapple – Sokol | Araştırmacı ve Yazar

‘’Ben bir diplomasi aracı olarak gıdanın rolüne odaklanıyorum ve buna mutfak diplomasisi diyorum.’’

Mutfak diplomasisi kavramı, kültürler arası uzaklıkların yakınlaşması, etkileşimi ve kaynaşması için bir araçtır. Farklı kazanımlarda kendini gösteren kamu ve kültürel diplomasinin güçlü bir parçası olarak konumlanan ve ulus markalaşmasında stratejik önemi olan bu kavramı  Güneydoğu Asya ülkelerinin tanıtım kampanyalarında, Beyaz Saray’ın sağlıklı ve iyi beslenmeye teşvik eden stratejik kurgusunda görebiliriz.

Beyaz Saray pasta şefliğinden, Jose Andres ile sosyal projelere uzanan yolculuğunda  Sam Chapple – Sokol kavramlar ve yeni diplomatik ilişkiler üzerine ilk kez Türkiye Mutfak Kültürü tanıtımına farklı bir bakış getiriyor.  

Geleneği Güncellemek !

Leonor Espinosa | Şef – Kolombiya

‘Gastronomi, sosyal savunmasızlığı azaltan, yerel ekonomileri iyileştiren ve yerel kimlikleri güçlendirebilen bir geliştirme motorudur’.

Kurucusu olduğu Funleo vakfı ile  şef Leonor Espinosa ve kızı Laura Hernández, gastronomi turizminin tanıtımından, ürünlerin ticarileştirilmesine kadar bir çok alternatiflerle Kolombiya kırsalının gelirini artırmak için kamu ve özel kuruluşlarla işbirliği içinde geliştirdiği modelleri bizlerle paylaşıyor.

50 Best tarafından, Latin Amerika’nın En İyi Kadın Şefi seçilen ve Basque Culinary Prize’ın sahibi olan Leonor Espinosa öncülüğünde Kolombiya, gastronomi sahnesinde dikkatleri üzerine çekmeye başladı. Kolombiya’nın gelişimini misyon edinen tecrübeli şef, Bogota’da bulunan restoranı Leo dışında, ülkesinin kırsal topluluklarında taahhüt ettiği kalkınma projeleri ile oldukça yankı buldu.

Basque Culinary Prize’dan aldığı yaklaşık 100.000 dolarlık para ödülünü de, kendi kurduğu sosyal değişim platformu ‘FUNLEO’ için kullanan Espinosa, gastronomiyi kullanarak çevresel ve toplumsal bir fark yaratmak istiyor.

FUNLEO’yu, Kolombiya kültürlerinin ve mutfak geleneklerinin, kültürel miraslarına dayanarak güçlendirilmesine ve yayılması için çalışmalar yürüten bir organizasyon. Açlıkla mücadele, gençlik kampları, tüketici bilinçlendirme ve üreticilere destek fonu yaratma gibi faaliyetler, Espinosa’nın çalışmalarından yalnızca birkaçı. “Kolombiya mutfağını tanıtmak ve oyuncularını güçlendirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz” diyen Espinosa, Leo’nun hemen ardından bir süre önce, ikinci restoranı Misia’yı da hayata geçirdi.

Kolombiya Şaraplarında ki çıkışı LEO’nun sommelieri Laura Hernandez Espinosa birlikte anlatacak.

Türkiye’de sosyal gastronomi konusunda çalışan ve iki yıl üst üste Basque Culinary Center tarafından dünyanın en iyi 10 şefinden biri olarak seçilen Ebru Baybara Demir’in sunumu ile Leonor Espinosa ve Laura Hernandez Espinosa Zirve sahnesinde…

Sürdürülebilir Yeni Protein Kaynakları Tasarımı

Katherina Unger / Endüstri Tasarımcısı

Hangisini seçersin ? Tavuklu, Etli, Sebzeli ya da Böcekli ? 

Böcekler ve yosunlar, birçok Uzakdoğu ülkesinde temel besin kaynağı olarak tüketilirken bizim için neredeyse ‘imkansız’ bir seçenek mi ? 

Bir gün bu soruyla karşılacağımız gerçeği bizi düşündürmeli mi ?

Hong Kong’da yaşamaya başladıktan sonra gıdaya bakış açısı değişen Katharina Unger, insanlar için sağlıklı bir dünya için sürdürülebilirlik kaygısıyla  2015 yılında LIVIN FARMS’ı kurdu. Dünyayı beslemek için alternatif proteinler üretmek amacıyla böcek yetiştiren sistemler  geliştiriyor. 

Gastronomi Şehirleri birbirine bağlanıyor ve herkes için gastronomik ilgi alanlarına dönüşüyor !

Pierre Sanner | Directeur de la Mission française du patrimoine et des cultures alimentaires.

“Gastronomi mirasının geliştirilmesi ve geleceğe aktarılması ulusal ve uluslararası boyutta çok disiplinli bir kültürel alan oluşturulmasıdır.’’

‘Fransız Gastronomik Yemeğinin’  Unesco tarafından Kültürel Miras olarak tescillenmesi ile yetinmeyen Pierre Sanner Gastronomi Şehirleri Rotasını genişleterek bu şehirlerde gastronomik deneyim ve eğitim alanları oluşturuyor. Sadece turizm amaçlı değil üstelik; gıda ve deneyim meraklıları, araştırmacılar, tasarımcılar, üreticiler,  çocuklar ve öğretmenler, sanatçılar, yabancı öğrenciler ve elbette gezginler için…

Gastronomi Şehirleri Rotası kurgusunda  Dijon, Tours, Bordaux, Lyon ve Paris-Rungis ilk kez gastronomik miras  olarak konumlandırılıyor ve UNESCO tarafından onaylanan yönetim planı, eğitim, dokümantasyon ve araştırma çalışmaları yoluyla iletişimi teşvik etmeyi ve büyük ulusal kültürel etkinliklere entegrasyonu amaçlayan eylemlerin uygulanması yönünde çalışmalar yapıyor.

Gelişen F&B sektörü ile değişen Gayrimenkul Dünyasında yeni iş birlikleri

Gamze Cizreli | Big Chefs kurucu ve ortak

Jonathan Dougty | Global Head of Foodservice, Leisure and Placemaking at ECE.

Restoran endüstrisi büyüyor ve yeni yatırımlarda belirleyici bir unsur olarak öne çıkıyor.  Teknolojinin modern evrimi, tüketici davranışları ve insanların yaşam tarzı gastronomik yatırımlar için büyük fırsatlar sunuyor. Bu anlayışta oluşan yeni iş birliklerini başarılı girişimci ve Turyid Başkan Yardımcısı ve Big Chefs Kurucusu  Gamze Cizreli ve Jonathan Dougty’den (Global Head of Foodservice, Leisure & Placemaking) dinleyeceksiniz.

Londra’da Yeni Türk Mutfağı

Bill Knot | Food and Drink Writer

Selin Kiazım | Şef, OKLAVA Shoreditch – KYSERİ Fitzrovia

Civan Er | Şef, Yeni Lokanta Soho

Londralıların zihninde  gece yemeği Kebaptan öteye geçemeyen Türk Mutfağı iki genç şefin ustalıklı yorumu kalplerde yeni bir yer açıyor.

Kıbrıs kökenli şef Selin Kiazım Oklava ve  Kyseri ile menüsünde köfteden katmere uzanan geniş bir seçki sunuyor. Civan Er ise Soho’ Yeni Lokanta’da sade ve köklü mutfak anlayışı ile yarattığı mantısı ile konuşuluyor.

Bill Knott Financial Times How to Spend It köşesinde yeme içme dünyasını tüm çeşitliliği ile yazıyor.

Londra’da parlayan yeni Türk mutfağının gururu hepimizin.

Neşe Aksoy Biber & Berrin Bal Onur

Türk Peynirlerinin Sınır Tanımaz Yolculuğunda Anadolu’dan sofralara gelen süreci ve profesyonel yaklaşımın beraberinde gelen başarıyı aktarıyor.

Yatırımcılar için yeni iş birlikleri ve stratejiler !

STEFAN BREG | Group Strategy Director at Keane

Dubai restoran sahnesinin hızlı büyümesi ve gelişmesinin arkasındaki fenomeni, Pazarın Londra, Avrupa şehirleri ve Bangkok gibi Güneydoğu Asya şehirleri ile farklı bir şekilde nasıl büyüdüğünü ve son 60 yılda küresel restoran sahnesinin sosyolojik değişimini gündeme taşıyor. 

FURİO BATTELİNİ | Enologo e Direttore Tecnico presso Agraria Riva del Garda 

Agraria Riva del Garda Şarap ve Zeytinyağ üretiminde en üst kalitede üretim yapan 1000 çiftçi ile birlikte tarımsal ve teknik gelişimden, ürününün toplanmasına kadar her aşamada destek üreten bir kooperatiftir.  Bugün dünyadaki en tanınmış zeytinyağı şirketleri arasında bu kooperatifin yer almasının arkasındaki çalışmaları ve yaklaşık otuz yabancı ülkeye  ihracat yapma sebeplerini genel müdür Furio Battelini’den dinleyeceğiz.

Furio Battelini’yi Gamberi Rosso editörülerinden Mamma Mia ve Üzümler ve İnsanlar kitaplarının yazarı Elvan Uysal Takdim ediyor.

Tamamını Oku

Yazarlar

Küçük Dev Mutfak : Tire

Tire Ege’den de ötesidir… Pek çok yörede bulunmayan kendine özgü otları ve geleneksel ot kavurmasıyla midelere şenlik yaşatır Tire’li aşçılar.

Published

on

Gastronomi konusuna ilgi giderek artıyor. Günümüzde televizyonlarda , gazetelerde hatta dijital medyada Gastronomiye dair yazılar, programlar ve haberler magazin, gündem vb konuların yanında çok daha büyük büyük bir pay alıyor. Aslında buna çok da şaşırmamak gerek çünkü insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından bir beslenme… Ve geleneksel kültürün de en önemli unsurlarından biri yeme-içme kültürü…

Zira hiçbir ekonomik kriz, basit de olsa, ucuz da olsa beslenme ihtiyacının önüne geçemiyor iyi veya kötü ocakta pişen bir kap yemeğin değerini yok edemiyor.

Öte yandan televizyon programlarına baktığımızda eskiden beri alışılagelen yabancı ülkelerden ülkemize adapte edilen Biri Bizi Gözetliyor, Benimle Evlenir Misin gibi “Reality Show”ların ve hatta dizilerin bile  yerine yabancı yayın kuruluşlarının formatlarında ülkemize adapte edilen yemek yarışmalarının reyting savaşlarında önemli bir televizyon silahı haline geldiğini görüyoruz.

Gastronomiye dair pek çok gezi programı da insanların seçimlerinde önemli bir yer tutmaya başladı. Çoğumuz artık bir yere seyahat etmeden önce orada nerelerin görülmesi gerektiğinden daha önce ne yenilip içildiğine bakar olduk. Çünkü insanın önce midesi doyacak ki gözü seyir eylesin…

Gastronomi turizmi denilince hiç kuşkusuz en şanslı ülkelerden biriyiz. Yedi bölge yedi iklim… Ve bir çok faklı yeme içme kültürü bu topraklarda harman olmuş. Öyle derinlikli bir konu ki Anadolu mutfağından bahsederken hepimizin iki kere derin nefes alması ve ondan sonra bu konuda konuşması gerekir. 

Anadolu mutfağı çok derin bir araştırma konusudur ve bu topraklardan da öte bir dünya meselesidir. Bu coğrafyanın nimetlerinden faydalanarak sofralara gelen yemeklerin geçtiği yolculuk çok derindir ve tarihseldir.

Bizim coğrafyamızda kaldığımızda da Anadolu mutfağını ve onun eşsiz lezzetlerini anlatırken tıpkı tüm dünya mutfağında olduğu gibi bölgelere ayırıyoruz, aksi de düşünülemez zaten…

Gelelim bu bölge mutfaklarından benim için en önemlilerinden birine… Daha önce pek çok platformda da söz ettiğim üzere lokal olduğu kadar yöresel, yöresel olduğu kadar bölgesel bir küçük ama dev bir mutfak Tire Mutfağı…

Gastronomi dünyasının “Jackson Kardeşleri” diye adlandırılan dünyaca ünlü Joan, Josep ve Jordi Roca kardeşler 2018 yılında ülkemize yaptıkları ziyaretlerde Anadolu Mutfağını keşfe çıkmış ve Hürriyet Gazetesine verdikleri röportajda aynen şu sözleri söylemişlerdi: “Bir restoran açsam İzmir’de açardım. Çünkü İstanbul çok büyük. Mesela bizim restoranımızın bulunduğu Girona küçücük bir yer. Ormana da ulaşabiliyorsunuz, civardaki çiftliklere de. Yerel ürün bulmak açısından zor bir şehir. Sonra Tire’nin sebzeleri ve kuzu eti çok iyiydi. Bir restoran açsam Tire’de açardım.”

Tire’yi gören herkesin bu cümleleri kurması muhtemeldir. Gerek doğal güzellikleri, gerek tarihi eserleri ve gerekse yeni yeni keşfedilmekte olan lezzetleri ile ön plana çıkan İzmir’in saklı cennetidir Tire…

Geleneksel Salı pazarının zenginliği, süt ürünlerinin tazeliği ve güzelliği, otlarının çeşitliliği ve etinin rayihasıyla saklı kalmış bir lezzet dünyası ile gastronomik ve panoramik bir cenettir Tire…

Tire Mutfağı zeytin ağaçlarının gölgesinde kurulan ve etten ota ve süt ürünlerine yapacağınız bir yolculuk sofrasıdır… İç Ege’de olduğundan dolayı deniz ürünlerine en az Doğu ve Güneydoğu Anadolu Mutfağı kadar uzak olan Tire mutfağı zeytinyağlıları ile tam bir Egelidir de aynı zamanda…

Ama Tire Ege’den de ötesidir… Pek çok yörede bulunmayan kendine özgü otları ve geleneksel ot kavurmasıyla midelere şenlik yaşatır Tire’li aşçılar.

Hele o köftesi… Hiçbir baharat eklenmeden hazırlanan yumuşacık etiyle dillerde tat, gönüllerde taht kuran Tire Köftesi… Ne kadar basit ne kadar yalın ve ne kadar da hoş bir tat bırakır ağızlarda… Pide ve sosuyla servis edildiğinde Tire Kebabı adını alan bu köftenin hiç kuşkusuz lezzet sırrı tertemiz havada farklı otlarla beslenen hayvanların etinde saklıdır. Bir diğer et yemeği de Tak Tak Kebabıdır Tire’ye imza atan… Genelde sabah erken saatlerde tüketilen bu yemek için kuzu kuyuda yavaş yavaş pişirilir…O sırada kuzudan akan yağ ve sürülen baharat karışımıyla Tandır Çorbasının da ana malzemesi hazırlanmış olur. Lif lif ayrılan kuzu eti pideyle servis edilirken size de lokum kadar yumuşak bu eti tatmak düşüyor.

Sadece etleri mi? Sütleri de çok lezzetlidir Tire’nin… Birbirinden lezzetli süt ürünlerinin arasında hiç kuşkusuz en özel yeri tatlı lor peyniri almaktadır. Karadutla servis edilen ve güzel Tire sofralarına hoş bir nokta koyan lor peyniri sofraların son imzasıdır.

Ve son yıllarda unutulmakta olsa da biz onu unutmayalım Tire’nin Sübye tatlısı… Yaz günlerinin serinletici içeceği Sübye kavun çekirdeğinden yapılmaktadır… Giderek daha az tercih edilmekte olsa da Sübye Tatlısı da Tire’nin geçmişinden günümüze uzanan gastronomi macerasının nazlı bir çiçeğidir…

Yolu Tire’den geçen çoğu insanın dediği gibi bir gün şehrin keşmekeşinden kaçarak Tire’nin huzuruna sığınır, zeytin ağaçlarının gölgesinde, doğanın kucağında lezzetli tatlarıyla güzel bir restoran açardım…

Tamamını Oku