Connect with us

Röportajlar

Denizden TRİLYE çıktı

“Bildiklerimi halkımızla paylaşmak, mutfağımızın gelişmesine katkıda bulunmak, doğru bilinen yanlışları aktarmak misyonum.” diyen Trilye’nin kurucusu Süreyya Üzmez ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yayınlanma zamanı

-

Trilye… Türkiye’nin iddialı ‘seafood’ restoranlarından biri. Hızla büyümeye, gelişmeye ve ilerlemeye de devam ediyor. “Bildiklerimi halkımızla paylaşmak, mutfağımızın gelişmesine katkıda bulunmak, doğru bilinen yanlışları aktarmak misyonum.” diyen Trilye’nin kurucusu Süreyya Üzmez ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

•Balık Sevdası ve Trilye’nin Meze Yolculuğu’ndan sonra şimdi yeni kitabınızı okurlarınızla buluşturuyorsunuz. Kitabınız hakkında konuşmaya başlamadan önce, biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Başarı hikâyenizi dinleyebilir miyiz sizden?
Eşim de ben de emekliyiz. Pardon! İş değiştirdik. Çünkü memuriyette geçen yıllarda da ben aynı işi yapıyordum. Genelkurmay Başkanlığı Sosyal Hizmetler Başkanlığı görevinde bulundum. Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı’nın değişik binalarda ve ana karargâhtaki yemek ve ikram işlerini yürütüyordum. Büyük operasyondu. Her gün 35 çeşit yemek üretimi yapılan bir tesisin sorumlusuydum. Eşim Mahmure de bankacıydı ama o da bir yemek aşığıydı. Boş vakitlerinde (!) bankadan geldiği geç saatlerde rokoko hazırlardı. Çok tutmuştu rokokosu. Bu yüzden Askeri Şura Salonu’nda Emekli Tuğgeneral Hüseyin Çetinkaya’dan takdirname bile almıştı.


Eşim İstanbul’da doğup büyümüş. Sonra benimle Kıbrıs, Siirt ve Ankara’da bulundu. Çanakkale’de denizin dibinde yaşamımı sürdürürken daha sonra bir başka Boğaz’ın yanına, İstanbul’a Kuleli Askeri Lisesi’ne girdim. Sonraları denizden fiziksel olarak koptum, karacı subay olarak, akarsuları, gölleri sevmeye çalıştım. Van’da Akdamar Adası’na dalmaya, yüzmeye giderdik. Sonunda Ankara’ya Türkiye’nin en iyi deniz ürünlerini getirip işlemek için Trilye’yi kurduk. “Karaya vurmuş balina” diye takılıyorum kendime zaman zaman.

•“Trilye’nin Oltasına Takılanlar” üçüncü kitabınız olarak raflarda yerini bulmaya hazırlanıyor. Neler anlattınız bu kitabınızda?
Trilye’de yemek yiyip fotoğraf aldığım, daha sonra da başarı hikâyelerine hayran kaldığım ünlü isimleri Türkiye’de ve dünyada ses getiren insanları anlattım. Üniversitelerde girişimcilik derslerinde yardımcı ders kitabı bile olabilir. Sekiz yıl Sabah gazetesinin Ankara ve Güney ekleri ile beş yıldır da Milliyet gazetesinin Ankara ekinde yazdığım yazıları toplayıp derledim. Bir öykü ile giriş yapıp tanıttığım kişi arasında korelasyon kuruyorum. Kişinin başarılarını anlatıp insanlara yön verecek vurucu bir sözle bitiriyorum.

•Trilye, Ankara’nın kalbine mesken edinmiş bir restoran. Her mekânı ve konsepti hızlı bir şekilde tüketen Ankara’da bu sağlam yeri edinebilmenin sırrı nedir?
Çalışmak, çalışmak, çalışmak! 100 metre değil, maratona çıktığımıza inandırmak… Günübirlik hiçbir zaman düşünmedik. Cumhuriyet tarihinden bu yana Ankara’da fine-dining restoranlarının kalıcı olmayışlarının nedenini araştırıp ısrarla üzerine gittik. “Yenilenmeyen yenilir” ilkesine bağlı kalarak sürekli yenilik yaptık. 16 yıldır yükselen bir grafiğimiz olmasına rağmen bu işe yeni başlamış gibi hareket ettik. Biliyoruz demedik, öğreniyoruz dedik. Uzun yıllar dürüstlüğümüzden taviz vermeden ilerledik. Ankara’nın kalbinde güven oluşturduk. Müşteri sözcüğünü kaldırdık. Konuklarımız olarak gördük onları her zaman. Özel hissettirdik. Sıfır risk denilince akla ilk gelen mekân olduk.

• Dünya gastronomisindeki yenilikleri yakından takip ediyor musunuz? Sizce gelişen teknoloji ve bilgiler ülkemizde yeterince uygulanıyor mu?
Bütün dünyayı takip ediyorum. TRT’de yayınlanan “Dünyanın Türk Şefleri” çekimlerinde Japonya’dan Amerika’ya kadar program yaptım. Her ülkede geleneksel, füzyon mutfaklarını ve Michelin yıldızlı restoranları inceledim. Gelişen teknoloji ve bilgiler ülkemizde yeterince uygulanmıyor. Bilemiyorum uygulanmalı mı acaba? Biz gelenekselin üzerinde yürüsek, kendi pişirme tekniklerimizi geliştirsek, başkası olmak yerine kendimiz olsak daha iyi olur kanısındayım.

• Edindiğiniz bilgileri ve deneyimlerinizi, yer yer çıkardığınız kitaplarınızla ve görsel basın aracılığıyla halkımızla paylaşıyorsunuz. Edinmeyi amaçladığınız misyonunuzu nasıl tanımlarsınız?
Bildiklerimi halkımızla paylaşmak, mutfağımızın gelişmesine katkıda bulunmak, doğru bilinen yanlışları aktarmak elbette misyonum. Çocuklara balık sevdirmek, tat ve koku konularında onları doğal ürünlere alıştırmak, kendi çabalarıyla bir yerlere gelmeye çalışan insanları tespit edip ellerinden tutmak benim görevlerim arasında.

• Son yıllarda yeni açılan deniz ürünü restoranlarının sayısında ciddi bir artış görüyoruz. Sizce bu artışın nedenleri nedir?
Balık, kaliteli hayvansal protein oluşu ve sayısız yararlara sahip olması nedeniyle her zaman ‘trendy’. Ama ülkemizde deniz ürünleri hammaddesinin maliyetli oluşu da bu restoranların en büyük tehdidi. Bu nedenle bu artış bir süre sonra mezeciliğe dönüşüyor. İsim yapmış pek çok mekânda, 20 çeşit mezenin arasında lakerda, ahtapot, karidesi zor buluyor insanlar. Ama her şeye rağmen balık trendi devam edecek. Çünkü balık demek, sağlık demektir.

• Yakında gerçekleştirmeyi planladığınız projelerinizden bahsedebilir misiniz?
“Dünyanın Türk Şefleri” programına zaman bulduğum sürece devam edeceğim. Fox TV’de pazar günleri “balık raporu” vermeye başladım. İnsanlara balığı, denizlerimizi tanıtmaya devam edeceğim. Milliyet Cadde’de yazdığım yazıları da kitap haline getiriyorum. Nisan ayında Bebek’te Trilye’nin şubesini açıyoruz. Restoran, dergi, kitap, gazete ve televizyon çalışmaları devam edecek. Durmak yok; bisiklette giderken durursanız düşersiniz. Bol balıklı ve sağlıklı bir sezon diliyorum.

_ Mutfak Magazin | Sayı 5 | 2016 Kasım

Tamamını Oku
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportajlar

Büyük Hayaller Peşinde EBRU BAYBARA

Ebru Baybara… İdealist ve inatçı…
Mardin’de hiç eğitimi olmayan hatta çoğu okuma yazma bilmeyen ev kadınlarına yaptıkları yemeklerden nasıl para kazanacaklarını öğretti. 200’den fazla kadın ve gencin iş ve meslek sahibi olmasını sağladı.

Published

on

1976 yılında Mardinli bir ailenin üçüncü çocuğu olarak Edirne’de dünyaya geldi, çocukluğu ve gençliği İstanbul’da geçti.  

1999 değişimlerin yılı oldu. Ebru, iki yaşındaki kızı ve eşiyle sadece 3 yıldızlı bir oteli ve küçük bir lokanta dışında hiçbir turizm işletmesi olmayan Mardin’e yerleşti. Büyük bir hayali vardı, Mardin’i turizmle tanıştıracaktı…  

Mardin’e Önce Bağlandı Sonra İnandı…

1984 yılından beri devam eden teröre bağlı güvenlik sorunu nedeniyle Mardin ve çevre illeri ziyaret eden turist yok denecek kadar azdı. Ağırlıklı geçim kaynağı tarım olan şehirde, enerjinin pahalı olması sebebiyle tarımdan beklenilen verim alınamıyor, halk her geçen gün tarım çiftçiliğini bırakıyordu. Bir diğer geçim kaynağı olan sınır ticareti ise Ortadoğu’da yaşanan savaş ve krize bağlı olarak durma aşamasına gelmişti. 

Özetle, Mardin’de işsizlik ciddi boyuttaydı. 

Turizm, işsizlikle mücadele eden Mardin için yeni bir gelecek vaat ediyordu. Ancak, mevcut koşullarda halktan hiç tanımadıkları turizm sektörüne yatırım yapmalarını istemek çok zordu. Önce görmeleri, bilmeleri ve inanmaları gerekiyordu.  

Ebru ise Mardin’e inanıyor ve fark yaratmak istiyordu. Birçok dinden ve kültürden insanın yaşadığı, Mezopotamya’nın kuzey kapısı olarak bilinen Mardin’in kültürel farklılık ve tarihi değerleri ile turizmle kalkınabileceğine inanıyordu.  

Değişime İnanmak ve Değişimi Başlatmak! 

Ebru, az sayıda da olsa Mardin’e gelen turistlere rehberlik yaparak yaşamına devam etti. 2000 yılında bölgede rehberlik yaparken, gezdirdiği Alman bir turist grubunu Mardin’in tek restoranına götürüp, misafirleri yemeği beğenmeyince ertesi gün onları ailesinin evine yemeğe götürmek zorunda kaldı. Ailesinin kadınlarını ve komşu kadınları bir araya getirerek onlara yemek hazırlattı. Yemekler çok çok beğenildi. Bir saat olarak planlanan öğle arası üç saat sürdü. 

Sofra, Farklı Kültürleri Birleştirmiş, Sofra Sohbetleri Paylaşımı Artırmıştı. 

Ebru, evde hazırlanan geleneksel yemekler çok beğenilince, aynı sokakta oturan kadınları organize ederek turistlere evlerde yemek hazırlatmaya başladı.

21 ev kadını ile tarihi evlerde hazırladığı geleneksel yemekler ile hazırladığı davet sofraları, herkes tarafından ilgi gördü. Artık ev kadınları yaşadıkları tarihi evlerde gelen turist gruplarına yemek hazırlıyor ve kendi evlerinde yaptıkları bu işten para kazanıyorlardı. 

Ve Cercis Murat Konağı… 

Şehri ziyaret eden bir gazeteci evlerde yapılan yemeklerden ve bu yemekleri yapan kadınlardan gazetesindeki köşe yazısında bahsetti. Mardin’e gelen herkes bu cesur 21 kadının hikayesini dinlemek ve yaptıkları yemekleri tatmak istiyordu. 

Misafirlerin sayısı artınca Ebru Baybara Demir ve beraberindeki 21 kadın, tarihi bir Süryani konağını özgün değerlerine uygun olarak restore edip, bir restoran haline getirdiler. Böylece Mardin’in ilk turistik işletmesi “Cercis Murat Konağı” hayat bulmuş, Mardin’in turizm dönüşümü de başlamış oldu.

Cercis Murat Konağı örneğinden yola çıkan Mardinliler, zamanla tarihi evlerini restoran ve otele çevirerek, şehrin turizmine yatırım yapmaya başladılar. Üstelik yabancı yatırımcıya gerek kalmadan… 

Cercis Murat Konağı’ndan önce 1999 yılında resmi kayıtlara göre Mardin’i ziyaret eden turist sayısı 11 bin ve yatak kapasitesi 220 iken, 2014 yılında turist sayısı 800 bin ve yatak kapasitesi 5800’e ulaştı. 

Kaybolmakta Olan Mutfak Kültürünü Tanımak ve Tanıtmak… 

Ebru Baybara Demir, işletmeciliğin yanı sıra mutfakta da olmak istedi. Ortadoğu ve geleneksel Anadolu mutfağı konusunda 10 yıl süreyle araştırmalar yaparak özellikle kaybolmaya yüz tutmuş ve giderek bölgede nüfusu azalan Süryani kültürünün yemeklerinin özgün reçetelerini gün ışığına çıkarttı.

Bu bilgileri ekibine de öğreterek reçetelerin kaybolmaması ve gelecek nesillere aktarılması için kayıt altına aldı. Kendini geliştirerek şeflik alanında da uzmanlaştı. Başarısını diğer kadınlara aktarmak ve geliştirmenin zamanı gelmişti.

Mardin’de hiç eğitimi olmayan hatta çoğu okuma yazma bilmeyen ev kadınlarına yaptıkları yemeklerden nasıl para kazanacaklarını öğretti. 200’den fazla kadın ve gencin iş ve meslek sahibi olmasını sağladı. 

Sıra, Bölgenin Kalkınmasına Destek Vermeye Gelmişti. 

Harran Gastronomi Okulu Projesi ve Suriyeli Mülteciler ile “Amazon Kraliçeleri” 2016 yılının ağustos ayında UNHCR’nin desteği ve komşu şehir Şanlı Urfa’da Harran Kaymakamlığı iş birliği ile Urfa’nın Harran ilçesinde Harranlı kadınlar ve Suriyeli mülteci kadınlardan oluşan 83 kadın ile “Harran Gastronomi Okulu” ve “Amazon Kraliçeleri Projesi’ni hayata geçirdi. 

Sanayi üretiminin yaygınlaşması, geleneksel üretimi bitmekte olan bölgesel ürünlerden biber ve domates salçasının tekrar geleneksel yöntemlerle daha üstün kalitede üretilmesini teşvik edilmesini sağladı. 

Kadınlara geleneksel yöntemler ve hijyen kurallarına uygun olarak hazırlattığı biber ve domates salçalarını büyük şehirlerdeki marketlere satarak kadınların bundan gelir elde etmelerini sağladı. Bir marka oluşturdu.

Ayrıca proje kapsamında Harran yerel ve Harran Mülteci Kampı’ndaki geleneksel mutfak kültürünün envanteri çıkartılarak reçetelendirildi ve kayıt altına alındı. 

Toplam 160 kişiye Harran’da mutfak eğitimi verdi. Eğitmen olarak yetiştirdiği 6 kadının işbaşı eğitimlerini ise İstanbul’daki Eataly’nin içerisinde açtığı Cercis Murat Konağı’nda tamamladı. Bu kadınlardan 3 tanesi hala Eataly’de çalışmaktadır. 

Fayda Çemberi Büyüyor: Hayatım Yenibahar Derneği…  

2017 yılında Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının, fikir önderlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve basının da desteğiyle, kırsal kalkınmada öncelikli ve özellikle mültecilerin yaşadığı yerlerde başta Gastronomi olmak üzere meslek edindirme kursları açarak, bu insanların istihdamı konusunda öncü olacak “Hayatım Yenibahar” derneğini hayata geçirdi. 

Yaşayan Toprak, Yerel Tohum Projesi

Ne ekersek onu biçeriz! Ancak ata tohumlarımızı toprağımızla buluşturduğunuzda gerçek ve sağlıklı ürüne ulaşabiliriz. “Gerçek tohum toprağa bereket, bizlere şifa demek” mottosu ile yola çıkan Ebru Baybara Demir; “Yaşayan Toprak, Yerel Tohum” projesiyle Güneydoğu Anadolu bölgesinde yerel tohumla üretim yapan küçük çiftçileri destekleyerek; yerli tohumlarla üretim yapmalarını sürdürebilir kılmayı, toprağı ve doğayı korumayı hedefliyor.

Bu projeye kendisi ile birlikte gönül koyan ziraat mühendisi kadınlarla birlikte yerel üretim yapan çiftçilere ulaşıyor, toprakta yapılan üretim yanlışlarını saptayıp, iyileştirmenin yollarını arıyor ve çiftçileri bilgilendiriyorlar. Çiftçinin yerel tohumlarla yaptıkları üretimin ürünlerini toplayarak aradaki aracıyı çıkartıyor, çiftçinin tüketiciye direkt ulaşmasını sağlıyor ve çiftçinin daha fazla kazanmasına destek oluyorlar. Sorumluluğumuzun mutfaktan tabağa değil, topraktan tabağa olduğunu savunan projede Ebru Baybara ve ekibi, “Çiftçi ile beraber çalışırsak hem toprağımızı hem insanımızı yaşatabiliriz, çiftçi para kazanırsa toprağından vazgeçmeyecek, çocukları da bu işi devam ettireceklerdir.” fikrini yaymak için çalışıyorlar.

Topraktan tabağa, gerçek ürün ve gerçek hayatların peşinde koşan bir sosyal girişimci ve şef olan Ebru Baybara Demir, evli ve üç çocuk annesidir. 

Tamamını Oku

Röportajlar

MESLEK FABRİKASI

Meslek Fabrikasında verilen kurslar arasında yiyecek içecek hizmetlerine dair eğitimler de var. Oldukça ilgimizi çeken Meslek Fabrikası’nı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Projeler Dairesi Başkanı Dr. Fatma Aytug Balcıoğlu’yla konuştuk.

Published

on

İzmir Büyükşehir Belediyesinde 2006 yılında Meslek Edindirme ve Beceri Kursları olarak başlayan ve İzmirlilere ücretsiz olarak mesleki eğitim sağladığı birimi, Meslek Fabrikası Şube Müdürlüğü’yle İzmirlilerin hayatına dokunuyor.

Yapımı 1870’li yıllara dayanan ve kentin geçmişine tanıklık eden Tarihi Un Fabrikası İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek “Meslek Fabrikası” adıyla hedef odaklı hizmet anlayışı ile alanında uzman kadrosunu ve kursiyerlerini yeni bir isim ve etkileyici bir bina ile buluşturmuş.

İstihdama yönelik olarak mesleki eğitim verilen MESLEK FABRİKASI kursları, sürekli güncellenmesinin yanı sıra, yoğun ve hedef odaklı. Şimdiye kadar 10 kurs merkezinde yaklaşık 60.000 kursiyere eğitim verip, 28.666 kursiyer ise MEB onaylı sertifika almıştır.

Meslek Fabrikasında verilen kurslar arasında yiyecek içecek hizmetlerine dair eğitimler de var. Oldukça ilgimizi çeken Meslek Fabrikası’nı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Projeler Dairesi Başkanı Dr. Fatma Aytug Balcıoğlu’yla konuştuk.

İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak İstihdam sağlamak amacıyla çok başarılı bir projeye imza attınız, peki kurs alan öğrencileriniz arasında hangi yaş grubu çoğunlukta?

16 yaş üzeri okuma-yazma bilen herkes kurslarımıza katılım sağlama hakkına sahiptir. Kursiyerlerimizin yaklaşık olarak yarısı 15-30 yaş aralığında, yüzde 30 kadarı da 30-45 yaş arasında, yüzde 18 kadar da 45-60 yaş arası kursiyerimiz var. Kursiyerlerimizin %2sini de 60 yaş üzeri oluşturmakta.

108 yıllık un fabrikasını meslek fabrikasına dönüştürdünüz, bu fabrikanın içinde hangi meslek kursları veriliyor?

Kurslarımız oldukça çeşitli. Pastacılık, Autocad, Grafik ve Animasyon, 3D Max, Bilgisayar Destekli Muhasebe, Bilgisayar Kullanımı, Bilgisayarda Hızlı (F) Klavye Kullanımı, Düz Dikiş Makineci, Overlok – Reçme Makineci – Ütücü, Kadın Giysileri Dikimi, İşaret Dili, İngilizce, PLC, Sahne Makyajı, Temel Makyaj, Cilt Bakımı, Sıhhi Tesisat Armatür Montajcısı ve Onarımcısı ve Topraksız Tarım

Kurslarını tamamlayan öğrencileriniz arasından iş sahibi olanların sayısı oldukça fazla, öğrencilerinizin istihdamı ile ilgili nasıl bir yol izliyorsunuz?

Mesleki eğitimlerimizden mezun olan kursiyerlerimizi iş gücü piyasası ile buluşturmak amacıyla Meslek Fabrikası bünyesinde “İstihdamı Geliştirme ve Destekleme Birimini” kurduk. İzmir’e özgü bir istihdam politikasının geliştirilmesine katkıda bulunmak, başta dezavantajlı gruplar olmak üzere, İzmir’deki işsiz nüfusun iş gücüne katılımını desteklemek, İş gücü yapısı ve sektörler bazında personel, eğitim, nitelik gibi ihtiyaçları belirlemek ve kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmek hedefleri doğrultusunda çalışan birimimiz aynı zamanda İŞKUR hizmet noktası olarak da görev yapmaktadır.

Kurslarımızdan mezun olan kursiyerlerin iş bulma sürecini hızlandırmak amacıyla firma görüşmeleri ve sektör buluşmaları düzenliyoruz. Kursiyerlerimize iş arama ve özgeçmiş hazırlama rehberliği yapıyoruz.

Meslek Fabrikası’nın gelişimi ve kurs alan öğrencilerinizin iş imkanlarına ulaşması için iş birliği yaptığınız kurumlar hangileridir?

Mesleki eğitim çalışmalarımızı Üniversiteler, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Meslek Odaları, Sivil toplum kuruluşları, Çalışma ve İş Kurumu İzmir İl Müdürlüğü ve diğer Kamu Kurum ve Kuruluşları iş birliği ile gerçekleştiriyoruz. Kentteki kurumlarla sürdürülebilir bir iş birliği yapısının oluşturulması hedefinden hareketle, yereldeki aktörlerin esnek bir yapı etrafında bir araya getirmek amacıyla Yönlendirme Kurulu oluşturduk. İş gücü piyasasında söz sahibi olan kurumların bir araya geldiği bu yapı mesleki eğitim programlarımızın kentimizin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmesi, güncellenmesi ve mezun kursiyerlerimizin iş gücü piyasasına dahil olması sürecinde bizleri yönlendirmektedir. 

Yiyecek içecek hizmetleri kurslarınızın alt başlıkları nelerdir?

Bu kapsamda aşçılık, pastacılık, sütlü tatlılar hazırlama ve çikolata yapımı kurslarımız bulunuyor. İleriye dönük kurs planlarımızda pizza, gevrek, boyoz yapımı ve dünya kahvelerine yönelik olarak barista eğitimi vermeyi planlıyoruz.

Gastronomi ile ilgili kurslarınız arasından özellikle pastacılık kursu ön planda, katılımcılarınızı başarılı buluyor musunuz?

Son zamanlarda pastacılık sektörü oldukça büyüdü. Bu büyümenin sonucu olarak sektörde nitelikli eleman ihtiyacı ortaya çıktı. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla Meslek Fabrikası’nın giriş katını pastacılık kursları için özel olarak düzenledik. Kursa katılacak kursiyerlerimizi sektörünün ihtiyaçlarına yönelik belirlediğimiz kriterler ile seçtik.

Profesyonel eğitmenlerimiz ile birlikte kısa süre içinde büyük gelişim gösteren kursiyerlerimiz, birbirinden ilginç tasarımlı pasta, çikolata, kurabiye ve hamur işlerine imza atıyor. Hafta içi her gün devam eden eğitimlerde klasik lezzetlerimizin yanı sıra şeker hamurundan çizgi film karakterli pasta ve kurabiyeler pişiriyorlar. Dört ay süren eğitimin sonunda pastacılığın püf noktalarını öğrenen kursiyerlerimiz Millî Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika almaya da hak kazanıyor. 

Türkiye’de belediye tarafından verilen ilk “Topraksız Tarım” kursu sizin bünyenizde faaliyetine devam etmekte. İlk ve tek olma başarınızı nasıl değerlendirirsiniz?

Yerelde kalınma hedefiyle Türkiye’ye örnek projelere imza atan İzmir Büyükşehir Belediyesi tarım üreticilerine destek ve rehberliğini Topraksız Tarım uygulama ve eğitimleriyle sürdürüyor. İlçeler arasındaki gelişmişlik farkının azaltılması amacıyla Dikili ve Kınık’tan başlayarak diğer ilçelere yayılan Topraksız Tarım projesi kapsamında Dikili’de Eğitim serası kuruldu. Ayrıca Foça Cezaevinde kurulan Topraksız Tarım serasında hükümlülere eğitim verildi.

_ Mutfak Magazin | Sayı 9 | 2017 Ağustos-Eylül

Tamamını Oku