Connect with us

Dosya

YILDIZ SAVAŞLARI BAŞLADI

Yayınlanma zamanı

-

Dünya gelişiyor, sınırlar kalkıyor; internet çağında bilgiye ulaşmak çok daha kolaylaşıyor. Beş yıl önceye göre daha çok kişi seyahat ediyor. Örneğin siz bu satırları okurken her saniye bir uçak havalandı. Uçaktaki yolcuların yarıya yakını iş, geri kalanı turistik seyahat için yola düştü. Turistik seyahat edenlerin üçte biri eğlence amacıyla yollara düşüyor. Geri kalanı ise midesine, yediğine-içtiğine düşkün insanlar; dünya onlara “gastro-turist” diyor. Gittikleri yerde ortalama olarak 3-4 gün kalacaklar, bölgeyi keşfe mutfağından başlayacaklar, en iyi restoranlarda en lezzetli yemekleri deneyimleyecek, pazarlarda görüp daha önce tatmadıkları sebze meyveyi satın alacaklar. Evet, ülkelerine dönerken de 1750 Euro harcamış olacaklar. Bu paranın büyük kısmı ise ne konaklamaya, ne alışverişe harcanacak. Bütçelerinin üçte ikisini yemeye-içmeye, kısacası gastro-turizme harcayacaklar. Yediklerinin-içtiklerinin fotoğrafını sosyal medyada paylaşacak, “Seyahat nasıldı?” sorusuna gittiği restoranları anlatarak cevap verecekler. Kısacası gastronomi tüm dünyada son yıllarda yıldızı en hızlı yükselen sektör…

Türkiye’de de gastronomiye olan ilgi hızla artıyor. Sektör bu yüksek ilgi nedeniyle her gün bir adım ileriye gidiyor. Artık restoran açmak, aşçılık yapmak prestiji yüksek bir iş haline geldi. Pek çok ünlü ailenin çocuğu, pek çok bankacı, hatta dizi ve sinema oyuncuları; ya yeme içme kurslarına gidiyor ya da üniversitede aşçılık eğitimi alıyor. Sonra da işletmeci ya da şef olarak mutfakta görev yapıyor. Bu eğitimli şeflerin ellerinden lezzeti ve görüntüsü muhteşem tabaklar hazırlanıyor.

Türkiye genelinde her insan gelirinin üçte birini beslenme için ayırıyor. Bu miktarın beşte biri ise restoranlarda harcanıyor. Türkiye’de geçtiğimiz yıl yeme-içme sektörünün büyüklüğü her türlü krize rağmen 25 milyar doları buldu. Bu rakam 10 yıl önce 5 milyar dolar civarındaydı.

Ülkemizdeki yeme-içme sektörü artık batı ülkelerini yakaladı. Artık daha çok batı tarzı “fine dining” restoranlara sahibiz. Daha çok insan mutfağı ve lezzetleri derinlemesine tanıyor, gastronomi kitapları daha çok satıyor.

Restoran keşfetmek isteyenler yollara düşüyor, ilginç denemelerde bulunuyor. Yeni restoran keşfetmek isteyenlerinçok fazla şansı yok. Bunun için ya damak tadına güvendiği -eş dost akraba gibi- ilk halkadan öneri alınıyor ya da gazetelerde dergilerde objektifliği sorgulanabilecek yazarların önerileri değerlendiriliyor.

Kısacası bu konuda ülkemizde herkesin güveneceği bir kaynak yok.

Dünyada ise durum çok farklı. Hemen her ülkenin güvenilir objektif kurumları var. Dahası, bu kurumlar sadece iyi, güzel ve kaliteli yemek arayanlara hizmet vermiyor. Michelin, Zagat, Feinschmecker gibi kuruluşlar hem restoranların çıtayı hep yukarıda tutması için çıpa oluyor hem de ülke mutfağının gelişmesine yardımcı oluyor. Bu kurumların yıldız verdiği, önerdiği restoranlar bir yıl boyunca kapalı gişe oluyor. Günler öncesinden arayıp, rezervasyon yaptırdıktan sonra yer bulmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Örneğin; son yıllarda çok sayıda kurum, dünyanın en iyi restoranları listesi açıklıyor. Güvenilir kurumların hazırladıkları bu listelerin neredeyse tamamı Michelin, Feinschmecker gibi kuruluşların en yüksek puanlarını alanrestoranlar arasından seçiliyor. Bu hem bu kurumların objektifliğini hem de ne kadar doğru bir iş yaptıklarının da göstergesi.

Table served in a restaurant ready for customers

Yıllardır gastronomi sektörü hep aynı soruyu soruyor. Tıpkı 90’lı yıllarda futbolumuzun daha tam gelişmediği dönemde ülkemize gelen yabancılara sorulan; “Sizce hangi Türk futbolcu Avrupa kulüplerinde oynayabilir? Sergen mi; Tanju mu?” sorusu gibi… Şimdilerde; “Acaba hangi Türk restoranı Michelin yıldızı alır?” diye konuşuluyor.

Belki Michelin yıldızlı bir restoranımız yok ama batılı anlamda objektif bir gastronomik derecelendirme kuruluşuna kavuşmak üzereyiz. Kurumun adı “YEDY”. İstanbul’da gastronomi gönüllüsü, sektörün önde gelen isimlerinin kurduğu YEDY, Türkiye’nin Michelin’i olarak hizmet verecek.

Tamamı titizlikle seçilmiş YEDY müfettişleri üç yıldır gizli gizli restoranları ziyaret ediyor; yıldız verilecek yerleri tek tek işaretliyor. Bugüne kadar yaklaşık 7500 restoran ziyaret edildi. Bu restoranlar arasında övgüye değer bulunanlar çok yakında büyük bir lansmanla açıklanacak.

MÜFETTİŞ KRİTERLERİ
Organizasyon içinde yer alan 77 gizli müfettiş aşağıdaki kriterlere sahip olacak ve bu çerçevede çalışmalarını sürdürecek:

  1. Objektif olma: Müfettiş, her durumda, herkese karşı eşit uzaklıkta olabilmeli, objektiflik ve tarafsızlığını koruyabilmelidir.
  2. Analitik düşünme: Müfettiş, çalışmaları sırasında konunun tüm ayrıntılarını hem kendi içinde hem de bütünle bağlantılı olarak incelemeli, parçaların birbirine etkilerini görebilmelidir.
  3. Yeniliklere açık olma: Müfettiş gastronomi alanında yenilikleri ve gelişmeleri devamlı takip etmelidir. Müfettişler yiyecek ve içecek dünyasının yeniliklerine açık olmalı, hızlı öğrenmeli ve bu yenilikleri uygulamaya koyabilmelidir.
  4. Öğrenmeye açık olma: Müfettiş mutfak anlamında bilgisini yenileyebilmesi, bilmedikleri konusunda öğrenmeye açık olmalı, değerlendirmelerinde hakkaniyet ölçülerini korumalı kendi ve arkadaşlarının prestijini sarsacak kararlardan uzak durmalıdır.
  5. Gizlilik: Aday müfettişler görevleri devam ettikleri sürece hiçbir surette kimliklerini açıklayamazlar.
    İsimleri deşifre olan müfettişlerin görevleri sona erdirilir.
Handsome male cafe worker is serving food on the table. He is standing and looking at the customer with joy. The man is smiling

Peki, YEDY sistemi nasıl çalışacak?
YEDY’nin kimliklerini gizli tutmayı kabul etmiş, gastronomi konusunda derin bilgisi, merakı ve tecrübesi olan, 100’den fazla gizli müfettişi var. Müfettişlerde aranan en önemli özelliklerden biri; YEDY üyesi olduğunu gizli tutması. YEDY, organizasyonun doğru yürümesi ve objektifliğini sürdürebilmesi adına kimliği ortaya çıkmış müfettişleri görevden alacağını duyurdu.

İşte bu gizlilik içinde müfettişler bir müşteri gibi restorana giriyor, menüyü inceliyor; masa örtülerinden kaşık çatala, ambiyanstan müziğe kadar restoranı tepeden tırnağa mercek altına alıyor. Yemeğin ardından YEDY kriterlerine göre restorana puan veriyor.

YEDY, başarılı restoranları 4 kategoride değerlendiriyor.

En başarılı restoranlar aldıkları puana göre 1, 2 ve 3 yıldız ile değerlendirilecek. Yıldız almaya hak kazanmasa da başarılı bulunan ve tavsiye edilen işletmeler ise “Lezzet Noktası” ilan edilecek.

Ayrıca 3 yıllık çalışmanın çok önemli ayrıntılardan biri de şu: Seçilen restoranların listesi rehber haline getirilip kamuoyunun beğenisine sunulacak. Rehberde bölgesel ve yerel anlamda yiyecek ve içecek noktaları, yemek yemeye değer restoranlar-lokantalar hakkında bilgiler bulunacak. YEDY, rehber içinde yer alan işletmelerden kesinlikle reklam ya da başka bir adla herhangi bir bedel alınmayacağını da duyurdu.

İşletmelerin YEDY tarafından başarılı bulunup yıldız aldıktan sonra işleri bitmiyor! Zira sistem içinde her yıl YEDY yıldızlarının sayısını artırmak da kaybetmek de mümkün olacak. İşletme bu ünvanı sadece bir yıl kullanabilecek. Her yılın sonunda hazırlanacak rehberde yeni değerlendirmeler kamuoyu ile paylaşılacak.

Selective focus close-up of silver forks on a linen-covered table. Vertical shot.

LEZZET NOKTASI
Yedy Yıldızı alamayan ancak tadılması gerekenlezzetleri barındıran noktalar.

1 YILDIZ: İşletmenin olduğu il ya da ilçedeyseniz tercih edilmesi önerilen mekânlar.
2 YILDIZ: İşletmenin bulunduğu il ya da ilçenin yakınlarında iseniz yol değiştirmenize değecek mekânlar.
3 YILDIZ: Sadece bahsi geçen işletmede yemek deneyimi yaşamak için o şehre gidilebilir!

_Mutfak Magazin | Sayı 03 | Temmuz Ağustos 2016

Tamamını Oku
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dosya

Buyurun Mevlevi sofrasına

“Aşkın olgunluğu sevenle sevilenin birleşmesindendir. Beri gelin. Yağla unun bir daha ayrılmayacak kadar karılmasından meydene gelen bulamaç gibi karılın, katışın biribirinize.”
Divan-ı Kebir 3- Beyit 2131

Published

on

HUU SOMATA SALAAA

Mevlâna Türk-İslam kültürünün yüce doruklarından biridir.  Hayat felsefesi ‘hamdım piştim yandım’ olan Mevlâna Allah’a ulaşma yolundaki düşüncelerinin bir kısmını yemek sembolleriyle açıklar. Mevlevilikte mutfak kutsaldı. Derviş olmak için dergâha gelen bin bir gün sürecek bir eğitimi de kabul etmiş demekti. Bu eğitim mutfaktan başlardı. Mevlevi dergâhlarının ruhu mutfakta atardı. Acemi Mevleviler benliklerinden mutfakta soyunur, bencillikten tamamen el çeker, hamlıklarını burada atar, pişip belli bir kıvama gelirlerdi. Bu uzun ve zor bir süreçti.

Mevlevilik Ve Eğitim

Mevlâna Celaleddin-i Rumi, Anadolu’da oluşan ortak düşüncenin ana kaynaklarından biridir.  Mevlevi geleneği, kuruluşundan itibaren ortaya koyduğu faaliyetlerle toplumsal tarih içindeki etkisi kadar, sanat, edebiyat ve kültür tarihi açısından da çok önemlidir. Mevlevilik, bir eğitim ve öğretim ekolüdür. Gayesi, insanı ele alarak, madde ve manada olgun şahsiyet yapmak olan Mevlevilik, tasavvufla başlayarak insanı ideal manada yetiştirmeyi amaçlayan bir terbiye mektebidir.

Mutfakta Yetişmiş Bir Gönül Dostu; Ateşbaz-I Veli 

Mevlâna’nın yanında yer almış, ona yoldaşlık etmiş, desteklemiş pek çok müridinin yanında, gönül saflarına kattığı müstesna dervişleri vardır. İşte bu değerli dervişlerden biri de Mevlevilik inşasının önemli mimarlarından olan Ateşbaz-ı Veli’dir.   Ateşbaz-ı Veli, Mevlevi dergâhlarının ilk aşçısı ve dergâha gelen derviş adaylarının eğitiminden de sorumluydu. Mevlevilikte mutfak yemek pişirilen ve sofra kurulan yer olmasının dışında eğitim ekolünün de uygulama alanıdır.

Matbah Ve Somat’a İlk Adım

Mevleviler mutfak için “matbah” sofra, yemek için “somat” ifadesini kullanırdı.  Matbah, maddi ve manevi açıdan beslenmenin yeriydi.  Matbah-ı Şerif; Mevlâna dergâhının, Meydan-ı Şerif bölümünün, güney doğu köşesine rast gelir. Matbah, dergâh ve Mevlevilik için büyük önem arz eden, en değerli bölümdür.

Mevlevi dergâhlarının ruhu mutfakta atardı. Acemi Mevleviler benliklerinden mutfakta arınır, bencillikten uzaklaşır ve yol-yöntemi mutfakta öğrenirdi. Yemeğin pişmesi için belirli bir dönüşümün gerçekleştirmesi gerekir, çiğ olan yiyeceklerin ocakta pişmeleri ve belli bir kıvama gelmeleri gibi tasavvuf ehlinin de bir dönüşüm geçirmesi gerekirdi.  Bu iş, kalpten başlayıp hayatın her yanını içine alan bir eğitimdi. Ham olan acemi dervişler de Mevlevi ocağında pişip belli bir kıvama gelmesi gerekirdi.

1001 Günlük ‘Çile’ Mutfakta Başlıyordu

Çileye başlayan adaya ilk olarak mutfak kapısının sol tarafında kapı dibinde bulunan saka postuna oturması söylenirdi. Aday, üç gün dizleri üzerinde gözlemci durumunda, kendisinden önce çileye girmiş olan diğerlerinin hizmetini seyrederdi. Bu bir bakıma o mekânda olup bitenleri dikkatle gözlemleme devresiydi. Bu müddet içinde zaruri ihtiyaç dışında yerinden kalkmaz ve kimseyle konuşmazdı. Üç gün tamamlandıktan sonra Kazancı Dede’nin huzuruna getirilir, kendisine tekrar sorulur, çileye devamda ısrar ederse bin bir gün devam edecek çileye başlar ve ilk olarak on sekiz gün süren ayakçılık hizmetinde bulunurdu. 

Daha soma kendisine yapacağı diğer hizmetler gösterilirdi. Bin bir gün süren çile döneminde on sekiz hizmet dalında derviş, ayrı ayrı hizmet verirdi. Bir sanat dalında ehliyet kazanır, hizmet esnasında sohbet, sema, zikir ve tefekkür içerisinde pişer, olgunlaşır, sonunda da Allah, aşk, insan ve doğa sevgisi ile bezenir, bir gönül adamı, bir sevgi kandili olup, nur saçan, etrafını aydınlatan mübarek bir dede haline gelirdi.

Matbahta Yemek Adabı

Mevlevilikte yemek gibi pişirmek de yemek yemekte bir ibadetti. Fakat Mevlâna, Hakk’a ulaşmanın saadetine, mide doygunluğuyla değil, İbadet doygunluğuyla gerçekleşeceğini tavsiye ederdi.  ”Ey, yemek, içmek zindanında mahpus olan, eğer sen, bundan kesilirsen kurtulabilirsin…”demiş, yemeğin ve içmenin azına kanaat etmek, az uyumak, zamanı ibadetle geçirmek nefsin terbiyesinde önemli rol oynadığının altını çizmişti.  Bu bilinç sofra nizamını da etkilemişti. Edep – adap çerçevesinde; hizmet anlayışı, nefs terbiyesi, felsefeye sadakat ve daha pek çok konuda istisnasız uyulması gereken kurallar dâhilinde, sofra adabı da vardı ki, Mevleviler buna çok önem veriyordu.

Sofra adabında herkesin uyması gereken kurallar vardı. Derviş, yemeği pişirirken kesinlikle abdestli olmalı, zikri bırakmamalı, kazandan kâseye dökeceği zaman besmele çekmeliydi.   Sofrayı sol koltuğu altında, tuzluğu sol elinde ve kâseyi sağ elinde tutarak getirmeliydi.  Sofrayı açınca önce ekmeği, sonra kâseyi koymalıydı. Yemek helal olmalı, sofra hazır iken namaz vakti girse bile önce yemeği yemeli, yemeğe Besmele ile başlamalı, Allah’a hamd ile bitirilmeli, cemaatin en büyüğü yemekten önce dua etmeli, diğerleri de âmin demeliydi. 

Ekmeğe Bıçak Değmeyen Sofra

Dervişlerin sofranın başına edeple oturmaları gerekirdi. Yemeğe başlamak için önce şeyhin ve yaşlıların başlaması beklenir yemeğe tuzla başlanır, tuzla bitirilirdi. Herkes sağ elinin işaret parmağını diliyle ıslayıp önündeki tuza banar ve onu tadarak yemeğe başlardı. Yemek, tek bir kaptan yenir ve herkes kendi önünden yerdi. Ekmek ve et bıçakla kesilmezdi. Yemeğin ardından içilmesi gereken bir bardak su üç yudumda içilirdi.

Lokmalar küçük alınıp iyi çiğnenir, bir lokmayı yutmadan diğer lokma alınmazdı. Yaslanarak veya yatarak yemek yenilmezdi. Sol ayak üzerine oturup sağ dizi dikilir, sofrada tamamen susulmaz ve mideyi tam doldurmadan yemek bırakılırdı.  Bir derviş diğerlerinden önce sofradan kalkmaz, dervişler yemek öncesi ellerini, yemekten sonra hem ellerini hem de ağzını yıkardı.

Kaşık Niyazda Mı Şükürde Mi?

Kaşığın bu duruş şeklinden dolayı “kaşık niyazda”, “kaşık şükürde” denilirdi. Herkesin önüne bir tutamda tuz konulurdu. Su vermek hizmetini alan dervişler, testileri, bardakları hazırlarlardı. Bütün bu hizmetler görüldükten ve yemekler boşaltıldıktan sonra dervişlerden biri sala okur, yüksek bir sesle; “Huuu Somata salaaaa!” diye bağırırdı.  Bu umumi bir davetti.  Herkes birer birer matbaha baş keserek girerdi. Şeyh de gelince beraberce sofraya oturulurdu.

Doyan kimse sofradan kalkamaz, kaşığını çevirir, eski haline koyar beklerdi. Herkes doyduktan sonra, somatta bulunan en kıdemlinin duasıyla yemek son bulurdu. Mevlevilikte yemek sırasında tekkenin şeyhi ya da aşçıbaşı gülbank okurdu. Bu gülbanka, “somat gülbankı” denirdi. Pilav sofraya gelince, el parmakları içeriye doğru bükük bir şekilde sofrayı tutar sofranın kenarına konur ve gülbank okunurdu. Somat gülbankı, yenen yemeğe şükür işlevi görürdü.

Ruhani Anlamlar İçeren Yemekler

Mevlâna, arifane sezgilerle yemeklerin, ruhsal ve zihinsel açıdan, yararları ve damakta bıraktığı nefaseti bakımından anlam kazandığına dikkat çekmiştir.

İnsan hayatında önemli bir rolü olan suyu temsil eden çorba, toprağı temsil eden et ve sebzeler, ateşi temsil eden pilav ve börek, nesli temsil eden pastırmalı yumurta ve Allah aşkını temsil eden kaymaklı güllaç bu yemeklerden bazılarıdır.

Tutmaç Çorbası Harise, Kalye, Borani, Pişmiş baş, Ciğer kebabı, Tirit, Şiş kebap, Bulgur pilavı ve Tarhana çorbası; Ateşbaz-ı Veli’nin, Mevlâna için pişirdiği ve Mevlâna’nın eserlerinde de adı geçen yemeklerden bazılarıdır.

Mevlevi kültüründen, 21. Yüzyıla kadar Badem helvası olarak gelen tatlı ise aslında un helvasıdır. Un helvası, Mevlevilikten Türk mutfak kültürüne miras kalan, iki tuzlu, iki tatlı adabının vazgeçilmezidir

Ekmek ise, Allah’ın nimeti olarak kabul edilip kutsanır, menkıbelerde keramet gösterilen yiyeceklerden biri olarak görülürdü. Mevlâna, ” Ekmek sofrada durduğu sürece cansızdır. Fakat insan vücudunda neşeli ruh kesilir. Sofrada duran o ekmeğin can olması imkânsızdır. Fakat can, selsebil suyuyla o olmayacak şeyi yapar, ekmeği ruh haline getirir” diyerek yiyeceğin insan vücudundaki değişimini dile getirmişti.

Hadi o zaman;  Huu Somada Salaaa…

Matbaha Kabul Edilen Dervişin Yapması Gereken 18 Hizmet

1. Kazancı Dede: Aşçı Dede’nin vekilidir. Tekke zabitanıdır.

2. Halife Dede: Acemi Mevlevilere yol gösterir, onları eğitirdi.

3. Dışarı Meydancısı: Hücredeki dervişlere Aşçı Dede’nin emirlerini iletirdi.

4. Çamaşırcı: Dede ve dervişlerin çamaşırlarının yıkanmasını sağlardı.

5. Abrizci: Hela ve ortalık temizleyicisiydi.

6. Şerbetçi: Mutfağı ziyarete gelen dedelere şerbet yapıp sunardı.

7. Bulaşıkçı: Bulaşıkları yıkar ve yıkatırdı.

8. Dolapçı: Kapların kalaylanmasına ve temiz tutulmasına nezaret ederdi.

9. Pazarcı: Sabahları zembille pazara gider, alınması gereken şeyleri alıp gelirdi.

10. Somatçı: Sofrayı kurar, kaldırır, sofra mahallini süpürür ve süpürtürdü.

11. İçeri Meydancısı: Dervişlere, dedelere ve misafirlere kahve yapar sunardı.

12. İçeri Kandilcisi: Matbahın kandillerini şamdanlarını temizler, hazırlar uyandırır, dinlendirir ve sıralardı.

13. Tahmisçi: Dergâhın, kahvesini kavurur, çeker un haline getirir ve kahve hazırlardı.

14. Yatakçı: Dervişlerin yataklarını yapar, toplar ve kaldırırdı.

15. Dışarı Kandilcisi: Matbahın dışındaki kandillere bakardı.

16. Süpürgeci: Mutfağı ve avluyu temizler, süpürür ve süpürtürdü.

17. Çerağcı: Türbedarın yardımcısı.

18. Ayakçı: Getir-götür işlerine bakardı.

_Mutfak Magazin | Sayı 08 | Haziran Temmuz 2017 |

Tamamını Oku

Dosya

HER ŞEYDE, HER YERDE SU VAR

Suyun varlığı eskilere, çok eskilere dayanıyor. Bilinen en eski su, dünyanın en yaşlı kayaları Grönland’daki Isua kayaları içerisinde. 3,8 milyar yaşında olduğu tespit edilen bu suyun kökeni ile ilgili birçok teori bulunuyor.

Published

on

Milenyuma girerken, yani bundan 16 yıl önce, dünya üzerinde 6 milyar insan yaşıyordu. Aradan geçen sürede bu sayı 1.5 milyar arttı. Bugün küçük dünyamızı 7.5 milyar kişi ile paylaşıyoruz. Bunun artan ev fiyatları, sıkışan trafik ve plajda havluyu serecek yer kalmamasından daha dramatik sonuçları var.

Artan nüfus, gıdaya olan talebi de artırıyor. Tabii gıda ile birlikte, bir diğer temel tüketim maddelerinden biri olan suya da… 

Tatlı Su Sandığınızdan Çok Daha Kıymetli

Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyon km3 hacimde. Bu rakam oldukça çok olarak görünüyor; ama bu suyun %97,5’i okyanuslardaki tuzlu su. Kalan %2,5’un yalnızca %0,5’i kullanılabilir, ulaşılabilir durumda. Üstelik tüm tatlı suların %90’ından çoğu, kutuplarda ve yeraltında.

Kısacası dünya üzerinde tatlı su kaynakları gerçekten sınırlı. Üstelik hızla gelişen teknoloji su sorununu, çözmek bir yana iyice açmaza götürüyor.

Kişi Başına Tüketim Hızla Artıyor

Kişi başına su tüketimi gittikçe artan bir hızla yükseliyor. Su tüketimimiz; nüfus artış hızının iki katı bir hızla, her 20 yılda bir, ikiye katlanıyor. 100 yıl önce toplam 600 km3 su tüketiyorduk. Bugün 4.000 km3 su tüketiyoruz. 2025’te bu rakam 6.000 km3 olacak.

Rakamlara Biraz Daha Yakından Bakalım

Tüketilen suyun büyük miktarı ise evlerde değil, başka alanlarda kullanılıyor. Evlerde tüketilen su, toplamın yalnızca %10’unu oluşturuyor. Endüstri ise toplam tatlı su tüketiminin %25’ini alıyor. Asıl tüketim ise tarımda; %70 oranında… Özellikle de endüstriyel tarımda…

Sandığınızdan Çok Tüketiyorsunuz

Bir kişinin günlük alması gereken su miktarı 2-3 litre ile sınırlı. Aynı kişinin günlük su tüketimi ise 120 litre cıvarında. Bu rakamın içinde; banyo, mutfak ve temizlik için harcadığı su miktarı da var elbette.

Ancak bu tüketim kalemlerinin hiçbiri ‘gizli su’ kadar yüksek değil. Su tüketimini artıran gizli sudur. Gizli su ne mi? Tükettiğimiz ancak içinde su barıdırmadığını düşündüğümüz şeylerde kullanılan suya ‘gizli su’ diyoruz. Tavuk, et, pamuk, otomobil, çikolota, aklınıza gelen herşey su ile üretiliyor. Üstelik bu ürünlere harcanan su miktarı sandığınızın çok üzerinde.

Bir Fincan Kahve İçin

Mesela bu yazıyı okurken canınız içecek bir şeyler istedi. Düşündünüz ve kendinize kahve yaptınız.

İşte o bir fincan kahve için 100 lt su harcanıyor. Üstelik bu daha kahveyi fincana koymadan harcanan miktar… Türkiye’de yılda, 25 milyar fincan kahve içildiği tahmin ediliyor.

Sadece Türkiye’de içilen kahve için harcanan su miktarı 2.5 trilyon litre. ABD’de bir yılda 150 milyar, dünya genelinde 600 milyar fincan kahve tüketildiği tahmin ediliyor.

Sadece kahve mi? Az sonra acıkacaksınız belki de bir hamburger yemek isteyeceksiniz. O hamburgerin üretimi için de su gerekiyor.

Hamburger Yerken İki Kez Düşünün

225 gram ağırlığındaki bir hamburger köftesini üretmek için tam 3.000 litre su gerekiyor. Türkiye’de 1 yılda, 3 milyar hamburger tüketiliyor. Bu, toplamda 10 trilyon litre su demek.

ABD’de tüketilen hamburger miktarı ise 14 milyar… Bu da 42 trilyon litre su demek. Üstelik bu sadece 225 gram ağırlığında kırmızı et yetiştirmek için kullanılan miktar. Daha bu hamburgerin buğday unundan sandviç ekmeği için 71 litre, domates ve marulu için 7 litre, içine konan dilim peyniri için 90 litre su harcanıyor. 

Sadece kırmızı et değil, beyaz et de üretim aşamasında çok yüksek miktarda suya ihtiyaç duyuyor. Bir tavuk yetiştirmek için tam 9.000 litre su gerekiyor. Türkiye’de yılda, 2 milyar tavuk tüketiliyor. 

Laptop Telefon Otomobil Hepsi İçin Su Gerekiyor 

Laptopunuz, uydu navigasyon cihazınız, cep telefonunuz, iPad’iniz ya da aracınızı çalıştırmanızı sağlayan çiplerden birinin üretimi için de en az 72.000 litre su harcanıyor.

2012’de bu çiplerden 2 milyar adet üretilmiş. Bu da 145 trilyon litre suyun, yarı iletken çip için kullanıldıgını gösteriyor.

Çikolata Mı Dediniz?

Tüm bu bilgiler sizi karamsarlığa itti. Keyfiniz yerine gelsin diye atıştıracak bir çikolata yemek istediniz.

Bir kilogram çikolata için 27.000 litre suya ihtiyaç var. Bu, bir tek çikolata dilimi için 2.700 litre su kullanılması anlamına geliyor.

İşte size eşofmanlarınızla koltuğa yayılıp çikolata yerken düşünmeniz gereken bir konu.

Ancak eşofmanlarınız hakkında kötü bir haberim var. Üstünüzdeki pamuklu eşofman için 9.000 litre su kullanıldı. Haberiniz olsun.

Şişede Durduğu Gibi Durmuyor

Bir diğer ironi… Pet şişedeki bir litre su için 4 litre su harcanıyor. Geçen sene 9 milyar şişe pet su satıldı. Sonra bu sular içildi, pet şişeler bir kenara fırlatıldı. Bu da 36 milyar şişe su boşa harcandı demek. Pet şişe üretmek için harcanan su miktarı bu… Evet tek kullanımlık plastik şişe suyun üretimi ve nakliyesi için, aslında o şişenin içindeki sudan daha fazla su harcanıyor. 1 litre plastik şişe suyun üretimi ve nakliyesi için; 25,5 litre su, 

1 litre petrol kullanılıyor ve bu işlemler esnasında 0,5 kilogram zararlı sera gazı açığa çıkıyor. 

Harekete Geçin

Her türlü bilgilendirme ve tasarruf çağrılarına rağmen su sorunu zamanla büyüyor.

Dünyadaki yararlanılabilir tatlı suyun miktarı 2000 yıldır değişmedi. Oysa bu süre içinde dünya nüfusu 33 kez arttı. BM’nin rakamlarına göre dünyada 1 milyar insan tatlı suya ulaşamıyor. Gelecek 25 yılda bu sayı 3 milyar kişiye yükselecek. Görüşler; 2025’te dünyada bugünkünden 2,5 milyar daha çok insan yaşayacağı ve su gereksiniminin sağlanabilen sudan %56 daha çok olacağı yönünde.

Son Bir Not

Avrupa’da yılda 11 milyar dolarlık dondurma yeniyor. Tüm dünya insanlarına temiz su ve güvenli kanalizasyon sistemi sağlayabilmek için yıllık yalnızca 9 milyar dolar harcamanın yeteceği hesaplanıyor.

Tamamını Oku