Connect with us

Yazarlar

MENÜLERDE DEĞİŞEN EKMEK DİLİMLERİ

Ekmek üstü salatalarla diyete meydan okuyup, roka yapraklarıyla kırmızı turp turşusunu hafif bir sosla hazırlayıp, “hem yerim hem zinde kalırım” diyelim.

Yayınlanma zamanı

-

Mutfak Magazin

Minik, pöti kareli, üstü kapalı bazen kızarmış, bazen kızarmadan sepetine hapsolmuş şekilde sofraya gelirdi çocukluğumda ekmekler. Dışarıda yediğimiz yemekleri hatırlıyorum da ekmek hep en son gelendi. Siparişe konu olmayan, babanın her seferinden masaya biraz daha ekmek alalım dediği, bittikçe dolan, bazen kahvaltılarda “kızartalım lütfen” denilen bildiğimiz ekmek. Hemen hemen her yerde verilen normal beyaz ekmek. Köftenin sosuna keyifle bandırılan, çorba kasesine bazen küçük parçacıklar halinde atılan ya da kahvaltıda zeytinle aynı anda ısırılan kocaman ekmek lokması… Mahalle fırınından alınan sıcacık ekmeklerdi. Ekmeğin türü, mayalısı, mayasızı, ekşi mayalı hali o zamanlar sohbetin konusu kesinlikle değildi. Biraz daha şık bir restorana gitmişseniz tost melba ile karşılaşırdınız. Çok ince dilimlenmiş gevrek tost ekmekleri, salata ve çorbaların yanında veya havyar, füme et gibi malzemeler üzerine konulur ve aperatif olarak yenilebilir ya da ordövr tabaklarının yanında servis edilirdi.

Yıllar sonra profesyonel anlamda gastronomi ile ilgilenmeye başladığımda da durum çok farklı değildi. Evet ekmek artık sadece mahalle fırınlarında satılmıyordu ama yine de restoranlarda değişen fazla bir şey yoktu. Belki bazı sepetlere kepek ekmek de eklenmişti, hatta havalı mekanlarda bir de incecik çubuk şeklinde ekmekler yerini almıştı. Restoranlarda önemli şeflerle büyük menüler hazırlanırdı. Konsept danışmanları henüz sektöre hizmet vermese de konunun uzmanları ‘menü her şeydir’, ‘konsept, menü oluşturmakla başlar’, ‘menü kraldır’ derlerdi. Büyük ve şaşalı menülerde etler, otlar, soslar, makarnalar, pizzalar, geleneksel yemekler günlerce planlanır, menülerin tasarımı için büyük prodüksiyonlar yapılırdı. Sebzelerin rengi, tatlıların sunumu, sayfaların çekiciliği, ana yemeğin, başlangıçların, bitişlerin hakimiyeti tüm menüde hissedilirdi.

Gel zaman git zaman Jamie Oliver İngiltere’den Amerika’ya beğenmediği eğitim sistemindeki beslenme alışkanlığını değiştirmeye gittikten bir süre sonra işlerin eskisi gibi gitmeyeceği ortaya çıktı. Televizyonlarda prime time’da yemek programları yayınlanmaya başladıktan hemen sonra ve dünya mutfağı ‘dünyanın mutfağı’ olarak mahalle kafelerine kadar indikçe avokado sos kahvaltılarımızın baş tacı oldu. Uzun kuyruklu brunch’larda sıra beklerken bir anda ‘nereden nereye’ dedik ve sanki başka bir dünyaya ışınlandık.

Vedat Milor keyifle puanları dağıtırken, Mehmet Yaşin damak çatlatan lezzetlerin peşindeyken memleketin verimli coğrafyasında bir baktık ki menüler değişmiş.

Büyük laf konuşmamak lazım olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Zamanında ‘ben ekmek yapmam’, ‘ekmek bizim işimiz değil’ diyen koca koca mühim şefler şimdilerde ekmek olmadan yemek paylaşımı yapmaz oldular sosyal medyadan. Ne olduysa hepsi bir anda ekmek uzmanı, ekşi maya duayeni oldu çıktı. Dillere destan yemeklerinin ya ekmek diliminin üstüne koyup ya da ekmeğin içine koyup sandviç olarak sundular bize.

Eskiden sadece kepekli tostu bilirdik. Bir de benim gibi yelken yapanların sıkça uğradığı Yunan adalarında sıkça karşılarına çıkan clup sandviç vardı menülerde ekmek familyasından. Ne oldu da ekmek bir anda menülere hâkim oldu? Tatil alışkanlıklarımız yurt içinden yurt dışına döndü, internet sayesinde görmediğimiz bir şey kalmadı ve derken biz de başkalarının yediği mis gibi güzel sağlıklı ekmeklerden haberdar olduk. Tabii bu sırada ekmekçiler değişti, ekmekler değişti, dilimler farklılaştı.

Çocukluğumda annemin bir kuzeni Almanya’dan her yaz tatile geldiğinde “Ah bizim çavdar ekmeklerinden burada niye yok? Alıştık artık, beyaz ekmeği yiyemiyorum!” dediğini gün gibi hatırlıyorum. Bize pasta gibi gelirdi. Klasik müzik dinlemeye başlamak gibi bir şeydi çavdar dilimlerini yemek benim için.

Dünyanın farklı kültürlerinden gelen ekmekler önce fırınlarımıza girdi. İtalya’nın ciabatta’sı, Fransız’ın bageti, Alman’ın çavdarı kendine güzel bir yer buldu. Hatta yüzyıllık İtalyan lezzeti ciabatta’ya sızma zeytinyağı bile ekleyip orijinal tarifi değiştirdik. Almanların çavdarını önce rogena’yla kömür karası yaptık, marka ismi olan Sovital’i jenerik marka yaptık Alman sovital ekmeği diye ekmek türü yaratıp literatüre soktuk. Yetmedi gelenekseli rahat bırakmadık Kastamonu’yu, Trabzon’u, Afyon’un ekmeğini şehirlerdeki fırınlara taşıdık. Tüm Türkiye’ye Trabzon ekmeğini yaydık ama Trabzon ekmeğini Trabzon dışında yapamadık. Feriköy pazarında Kastamonu ekmeği ararken buldu epey eğitimli, orta yaşlı arkadaşlarımız kendini.

Günler günleri kovaladı. Dünya değişti, alışkanlıklarımız farklılaştı, kültürlerarası etkileşim en üst seviyede yaşanmaya başladı derken, 3. nesil ekmekçiler ayak sesleriyle önce fırınlara sonra yıldızlı mutfaklara el attı. Öyle ki kendi topuklarım fırına benden önce sesimi, sonra hevesimi taşıdı. Dokunduğumuz her buğday tanesinin kokusunu ve dokusunu sofralara taşımaya başladık.

Renklerden arındırılmış, lezzetle kuşatılmış ekmek dilimleri bir baktık ki menülerin en güzel sayfalarında. Hop sil baştan tüm bildiklerini unut ya da yeni şeyler öğrenmeye büyükçe bir yer aç. Ön yargılarından kurtul. En önemlisi zihninde, kalbinde ve menünde ekmeğe ciddi bir yer aç. Ne yaparsan yap sığdırabildiğin her şeyi, her lezzeti ya ekmeğin içine ya da ekmeğin üstüne güzelce yerleştir. 

Tortilla ekmeğinde wrap’lar hazırlayıp dürümlerde Meksika fasulyesini ve börülceyi beraber kullanalım.

Zengin gözenekli İtalyan ciabatta’sının içine biftek parçacıklarını ve elde hazırlanmış sosları yerleştirelim; hızlı ve yoğun günlere armağan edelim.

Panini arası didiklenmiş tavuklarla sakin bir günü sessizce bitirelim. Tavuklarımız gezen tavuk olsun bu sırada slow food akımını da menüye yansıtalım.

Ekmek üstü salatalarla diyete meydan okuyup, roka yapraklarıyla kırmızı turp turşusunu hafif bir sosla hazırlayıp, “hem yerim hem zinde kalırım” diyelim.

Fransız bagetinde pastırmalı, Kars kaşarlı, sucuklu alternatifler hazırlayıp arkadaşlarla paylaşılan eğlenceli, enerjik bir masaya önerelim. Yerel hammaddeyle gelenekseli geleceğe taşıyalım.

Brioche dilimleri üzerinde orman meyveleriyle hazırlanmış sos ve fırınlamış armutla hazırlanmış ziyafet sofrasını öğleden sonraya taşıyıp ofis kaçamaklarında arkadaşlarımızı gülümsetelim. Atıştırmalık geleneğini gastronomiye kazandıralım.

Tam buğday ekmeği dilimlerinde bol kaşarlı, domatesli tostla tüm günün ağırlığını üzerimizden hafif kalorilerle atalım. Yanında vitamin deposu meyve suları ve bitkilerden hazırlanmış içecekle aynı zamanda detoks da yapalım.

Trabzon ekmeğinden doyurucu incecik dilimler kızartıp, önce sarımsağı güzelce dilime usulca sürelim. Daha sonra varsa Rize tereyağı ile dilimleri ödüllendirip yemek öncesi mideyi yemeğe hazırlayalım.

Porseleni boş ver ekmek senin en güzel tabağın, altına ister ahşap ister metal istediğin rengi seç kendi lezzet dünyanı yarat menülerde. Atalarınla buluşmak istersen ipek bir mendile tutunmasına müsaade et küçük dilimlerin.

Unutma pizzanın yatağı da bir ekmek hem de çok lezzetli ve ekşi mayalı, odun ateşinin en sevdiği renk.

Kahvaltı mı dedin; yarat menünü. Elindeki tüm ekmek çeşitlerini incecik dilimle, sonra ambardaki ne var ne yok çıkar rendele, dilimle, parçala, didikle, yeşillik ekle, hatta kim tutar seni her seferinde yumurtayı üzerine kır, fotoğraflamadan fırına verme. Afiyetle güne ve sofraya hediye et.

Menüye mutlaka bruschetta koy. Mevsimine göre ne istersen onu ekmek dilimlerinin üzerinde sun. Hatta üşenme küçük bir bostan yap yanı başına restoranın.

Hep atlandı, hiç konuşulmadı; nasıl her yemeğin şarabı, garnitürü farklı ve bir uzman eşliğinde seçiliyorsa, pek çok yemeğin lezzetini ve sindirimini etkileyecek ekmek çeşidi nasıl seçilir hiç konuşulmadı. Menüye göre ekmek seçme devri başlamıştır. Uzun zamandır üzerinde çalıştığım, degustasyon benzeri bir eğitim çok yakında ekmek severlerin hizmetinde olacak inşallah. Ekmek tadımı daha sonraki sayıların konusu, uzun uzun yazacağız. Hangi ekmekle hangi lezzet yenir hangi içecek içilir. Buna da dikkat et.

Ne yaparsan yap, her bir dilime doğanın mucizesini ekle; renklerle dilimlerini gökkuşağıyla buluştur. Mevsimine göre, menşeine göre, felsefene göre kendi dilimlerini kendin yarat.

Ve gördüğünüz gibi biz büyürken, alışkanlıklarımız değişirken fark ederek veya fark etmeden bize sunulan menüler değişti. Ekmeğin varlığı, lezzeti menüleri güzelleştirirken hayatımıza da seçimlerimize de yeni alternatifler oluşturdu. Ekmekçileri yıldızlı şeflerle buluşturdu. Artık menüler hazırlanırken büyük şeflerle büyük ekmek ustaları birlikte çalışıyor.

Gelecek bize hangi lezzetleri armağan edecek beklemeye koyulurken, fırından çıkan bir lokma ekmek üstü gülümsüyor sırasını beklerken gastronomide. Ve şimdi sen bir fırında ekmeğe lezzet kat ya da bir menüde ekmeğe keyifle yer aç. Karakteri olan, kişiselleştirilmiş ekmek lezzetleriyle kendi ekmek hikayeni yarat.

Tamamını Oku
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Bozkırın Göçebe Ev Sahibi: Türkmen Kültürü

Göçebe kültürün en başta gelen hayatta kalma şekli avcılık olduğu için et yemekleri, tarihte kayda değer bir yer taşımış Türkmen mutfak kültüründe.

Published

on

Göçebe bozkır kültürünün tarih boyu en önemli figürlerinden biri Türkmenler. Oğuz Boylarından bu yana Orta Asya’dan Anadolu’ya geniş bir coğrafyada yaşam süren, geçmişte göçebe bugün ise çoğunluğu yerleşik yaşayan Türk halklarıdır Türkmenler…

Türkmenlerin soyu Orta Asya’nın büyük bir kesimi olan Batı Türkistan’da yaşayan Oğuzlara dayanıyor. Şöyle bir yaşam alanlarına bakıldığında Sibirya stepleri üzerinden Güney Rusya ve İdil içlerine kadar ilerleyen Türkmenler bugün ise çoğunlukla Türkmenistan’da ve daha azınlık olarak Tacikistan, Özbekistan, Kazakistan, Afganistan, İran, Suriye ve Türkiye’de yaşamakta.  Göçebelik faktörünün yanı sıra 70 yıl boyunca SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)’ne bağlı yaşayan Türkmen mutfağının karakteristik özelliklerini bir nebze kaybetmiş olması nedeniyle tüm bu bölgelerdeki kültür ve ananeler ile entegre olmuş bir mutfak çıkıyor karşımıza.

Türkmen Sofrasının Olmazsa Olmazı; Et…

Göçebe kültürün en başta gelen hayatta kalma şekli avcılık olduğu için et yemekleri, tarihte kayda değer bir yer taşımış Türkmen mutfak kültüründe. Yerleşik hayata geçince de et yemekleri baki kalmış. Günümüzde de Türkmenlerin faydalandığı et türleri bölgelere göre değişkenlik gösterse de genel olarak keklik, yaban ördeği, yaban kazı, ceylan, geyik, tavşan, balık vb… Aynı sebeplerden dolayı hayvansal yağ kullanımı da oldukça yaygın bu kültürde. Her ne kadar son yıllarda pamuk yağı üretimi artmış da olsa en çok tüketilen yağ çeşitleri sade yağ, kuyruk yağı ve iç yağı… Türkmen mutfağında et yemeği denince akla gelen ilk tarif ise “katıldı aş”tan türeyen “katıklaş” adı verilmiş olan sulu ve pirinçli et yemeği.

Türkmen kültüründe eti uzun süre muhafaza etmek için çoğunlukla kullanılan iki yöntem var: “Karın” (koyun işkembesi) içinde saklama ve tuzlayarak saklama. Et kuşbaşı doğranıp kendi yağında kavrulur ve bu ‘kurma’ yani kavurma ‘karın’ içerisinde saklanır. Tuzlama yönteminde ise et kemiğinden ayrılır, ince ince dilimlenir, tuzlanıp güneşte kurutulduktan sonra bu şekilde muhafaza edilir.

Kış mevsimi sona ererken, hayvanlar yavrulamaya başladığında süt ve süt ürünlerinden yapılan yiyecek ve içeceklerin de dönemi gelmiş olur. Bahar, yaz ve sonbahar döneminde daha çok tüketilen bu ürünler arasında katık, goyutmak (ağız), çal, ayran, gaymak, süzme (torba yoğurdu), gurt gibi ürünler var. Deve sütünden hazırlanan ayran ve kaymak ise süt ürünlerinin en değerlilerinden ve genellikle misafirlere ikram ediliyor.

Son yıllarda artan sebze üretiminin yanı sıra turfanda sebzecilik yok denecek kadar az Türkmen kültüründe.

İlk pişen ekmek misafirin hakkı.

Tüm Türk boylarında olduğu gibi Türkmen mutfağının diğer önemli elemanı ise bozkır kültürünün gözbebeği ekmek. Tandır bu kültürün mimarı. Hemen her evde bulunan tandır leziz ekmeklerin sıcacık yuvası. Sütlü, yumurtalı, yağlı ekmek çeşitleri ve Petir ekmeği yaygın olarak üretilen ekmeklerden. Ekmek demişken yaygın bir kuraldan bahsetmemek olmaz: İkram edilen ekmeği misafir iki elle bölmeli Türkmen kültüründe; aksi durumu günah olarak kabul ediliyor ve ilk pişen ekmek ev halkı dışında kimseye ikram edilmiyor.

Ekmek yapılırken “kendirik”te (bir dokuma türü) un, kepeğinden ayrılmak üzere eleniyor, “hamir çanak” adı verilen tahta kap içine konulduktan sonra su, tuz ve maya ile yoğruluyor. Ekmek daha iyi pişsin diye “dürtgüç” (uzunca çiviler bulunan bir tür alet) ile hamur üzerinde delikler açılıyor.

Türkmen kültüründe günlük bir tatlı yeme alışkanlığı yok desek, yanlış söylemiş olmayız. Tatlı yerine daha çok taze ve kuru meyve tüketmeyi tercih eden Türkmenler, tatlı tariflerini ise misafirlerine ve özel günlere saklıyor. Örneğin düğünlerde gelinin arkadaşlarınca yapılan hafif bir hamur tatlısı olan “şekşeki” ve kız evlendikten 40 gün sonra damadın akrabalarınca hazırlanıp kızın ailesinin evine ‘ilişkiler tatlı olsun’ diye götürülen “katlama” Türkmen mutfağının önemli tatlılarındandır. Un, süt ve yumurta ile hazırlanan ve tandırda pişirilen “külçe”, katlamanın başka bir versiyonu olan “possuk” ve daha çok çocukları için pişirilen “pişme” ise diğer tatlı türlerinden.

Toyda bolluk için çift, matem tekrar yaşanmasın diye tek tabak…

Orta Asya kökenli en kalabalık ve geniş Türk boyu olan Oğuzların birçok geleneğini sürdüren Türkmenlerin mutfak kültürü de aynı oranda önemli. Mutfak adeta Türkmenlerin hayatlarının içinde. Gelenekler, adetler bir köşesinden kenarından mutfakla buluşuyor. Her özel veya acı günde yine mutfakla bağdaşan kurallar devam ediyor. Örneğin düğünde ikram esnasında “toyda bolluk olsun” diye tek tabak değil iki tabak, cenazelerde ise tam tersine “başka ölüm olmasın, toplu ölüm olmasın, sırasız ölüm olmasın” diye iki değil tek tabak taşınıyor.

Bir diğer örneği ise çayla alakalı verebiliriz. Her akşam üstü mutlaka tüketilen çay da bu kültürün temel taşlarından. Türkmenler çayı “çeynek”te içerler.  Yaz kış yoğunlukla tüketilen çay, cenazelerde ise çeyneklere yarım konur, tam doldurulmaz.

Kış sonunda hayvanların yavrulamasıyla başlayan; bahar, yaz ve güz aylarında çoğalan süt ve sütten yapılan yiyeceklerle içecekler Türkmen mutfağında önemli bir yere sahiptir. Bunlar arasında da katık (yoğurt), goyutmak (ağız), çal, ayran, kaymak, süzme ya da torba yoğurdu ilk akla gelenlerdir.

Yeni evliliklerde ise bunlar gibi hoş adetler mevcut. Örneğin gelin yeni evine geldiğinde sağ elin sarı yağa, sol elini soğuk una batırır ki yeni ocağına bereket getirsin.

Türkmen geleneğine göre ikram sırasında bir tek tabak taşınmaz ya iki taşınır ya da tek tabak varsa mutlaka iki elle tutulur. Böylece “Düğünde, toyda bolluk olsun, bereket olsun yeni toylar kurulsun.” denmiş olur. Cenaze merasimlerinde ise tabaklar mutlaka tek elle taşınır. Bunun anlamı da “Başka ölüm olmasın, sırasız ölüm gelmesin.”dir…

Tuz ise bereket ve uğurun simgesi Türkmen kültüründe. Yeni bir eve gidilirken önce tuz götürülüyor, tuza basmak yerde tutmak günah sayılıyor, cenaze evlerinde bile misafirler mutlaka biraz tuz tadıyor. Türkmenler gelenek ve göreneklerini bu geniş ve bir o kadar mütevazı mutfak kültürü ile bir tutmuşlar. Bu kültürü sırtlarında kendilerinden bir parça olarak oradan oraya taşımışlar, geliştirmişler, özelleştirmişler. Türkmenler kültürlerine, yüzyıllar öncesinden süregelen tariflerine sahip çıkmışlar yapabildiklerince. Bu da onları değerli kılıyor bence; siz ne dersiniz?

Türkmen Pilavı:
İçindekiler:

4 su bardağı pirinç
500 g kemiksiz et
1 su bardağı çiçek yağı
4 orta boy kuru soğan
½ kg havuç
Tuz
Hazırlanışı
Kemiksiz et kuşbaşı doğrandıktan sonra soğuk suda yıkanıp tuzla karıştırılır. Sıvı yağ iyice ısıtılır, etler hafif kavrulur, üzerine ince soğan doğranır, soğan pembeleştikten sonra kibrit çöpü şeklinde kesilmiş havuçlar konur, üçü bir arada kısık ateşte kavrulur. Havuçlar iyice yumuşadıktan sonra kaynamış su konur, açık olarak 15 dakika daha kaynatılır. Ayrı bir yerde pirinç ayıklanır, soğuk suda yıkanır, kaynayan tencereye konulur, tenceredeki su pirincin iki parmak üzerinde olmalıdır. Gerekirse sıcak su ilave edilebilir. Orta ateşte suyu çekilinceye kadar pişirilir. Suyu çekilmeden önce tuz konur. Suyu çekildiğinde kapak sıkıca kapatılıp ateş kısılır. 10- 15 dakika sonra kepçe ile sadece üzeri karıştırılır, tekrar kapatılır. 20 dakika daha demini alması için beklenir.

Türkmen Kavurması

Yuvarlak ve ortası çukur sacın etrafına bilek kalınlığında hamurdan bir halka çevrilir ve yapıştırılır. 
Yağlı kuzu eti ufak kemikleri ve kuyruğu ile lokma lokma doğranıp sacın ortasına konulur. Üzerine tuz ve biber ekilip ara sıra tahta kaşıkla karıştırılır. Suyunu salıp çektikten sonra devamlı olarak çevrilerek kavrulunca, kavurmalar sacın etrafına çekilir. Ortasında kalacak olan yağının üzerine büyük kemiklerin suyu ve kabarmış nohut ile ilik gibi pişirilmiş bulgur pilavını dökülüp, yağ ile karıştırılır. 

Not: Türkmen kavurması yoğurtla daha lezzetli olur. Bu yüzden sofrada koyun yoğurdu bulundurmanız tavsiye edilir.

Katlama

Malzemeler
1 k un 
3 yumurta 
1 çorba kaşığı toz şeker 
100 g ekmek mayası (taze maya) 
1 su bardağı su 
Sıvıyağ 
Tuz 

Hazırlanışı
Mayayı ılık suda kabarmaya bırakılır. Un elenip mutfak tezgahının üzerine konulur ve ortası havuz gibi açılır. İçine yumurta, toz şekeri, tuz ve kabarmış maya koyulur. Yumuşak ve elastiki bir hamur elde edilinceye kadar iyice yoğurulur. (Gerekirse bir miktar daha su ilave edebilirsiniz.) Yumruk büyüklüğünde parçalar koparılarak, unlanan hamur tahtasında yarım santim kalınlığında açılır. Bir fırça ile üstü sıvıyağ ile yağlanır. Bir kenarından tutulup yuvarlayarak katlanır. Elde edilen katlanmış hamur bir ucundan başlanarak kendi etrafında kıvırılır. Tekrar oklava ile serçe parmak kalınlığında ve tatlı tabağı büyüklüğünde açılır. Tavada bol sıvıyağı kızdırılır. Katlamalar içine atılır ve çevrilerek iki tarafı altın rengi oluncaya kadar 4-5 dakika kızartılır. Kızarmış katlamalar tabağa alınır ve üzerlerine toz şeker serpilerek sıcak servis yapılır. İsteğe göre toz şekere toz tarçın katılabilir.

_Mutfak Magazin | Sayı 8 | Haziran Temmuz | Ufuk Akgün

Tamamını Oku

Genel

YAZ FERAHLIĞI

Çileğe hepimiz bayılıyoruz hem çok lezzetli hem de antioksidan özelliği ile başımızın tacı. Antioksidanlar kandaki zararlı toksin maddelerle savaşıyor ve yaşlanmaya karşı cildi gençleştiriyor.

Published

on

Sonunda yaz geldi. Bu kış her zamankinden uzun geçti sanki. Hava durumu mu ruh halimizi etkiledi, yoksa biz mi yaydığımız enerji ile iklimin dengesini değiştirdik, açıkçası bilemiyorum. Ama artık toparlanma zamanı. Kendimize daha çok vakit ayırmanın, iç sesimizi dinlemenin, doğayla daha çok iç içe olmanın zamanı.

Yediğimiz her lokma, içtiğimiz her damla kıymetli. Kendimiz ve sevdiklerimiz için iyi ve güzel beslenmeli, doğanın bir parçası olduğunu hatırlamalıyız.

Ben de son yıllarda set, tiyatro, ev, çocuk arasında koştururken daha dinç olabilmek için tarifler araştırıyor, daha doğal yaşamanın yollarını arıyorum. Son zamanlardaki favorilerim şekersiz, unsuz atıştırmalıklar ve doğal içecekler. 

Bu sayıda tam yaza yakışan, yaz boyu günün her saati içebileceğiniz hem ferahlatıcı hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirecek 3 içecek tarifi oluşturdum sizler için. Üç tarifte çok kolay ve hızlı ve tabi ki şekersiz, doğal ve çok sağlıklı. Kırmızı soğuk çay, çilekli kefir ve şekersiz limonata.

Üç tarifte de bol bol taze nane ve çilek kullandım.

Çileğe hepimiz bayılıyoruz hem çok lezzetli hem de antioksidan özelliği ile başımızın tacı. Antioksidanlar kandaki zararlı toksin maddelerle savaşıyor ve yaşlanmaya karşı cildi gençleştiriyor.

Taze nane ise yaz boyu hem içimizi ferahlatacak hem de sindirim sistemimize destek olacak.

Kefire gelince, kefir mucize besinlerin başında geliyor. Probiyotik yönünden çok güçlü olan kefiri düzenli olarak tüketmek bağırsaklarımız, dolayısıyla bağışıklık sistemimiz için hayati önem taşıyor. Bilim adamları Kafkaslar’ın uzun ve kaliteli yaşamlarının sırrını su niyetine kefir içmelerine bağlıyor.

Bizim evde kefiri sadece ben ve 2 yaşındaki oğlum Taylan içiyorduk. Eşimi ve annemi de bu çilekli tarif sayesinde kefire alıştırdım. Yaz boyu siz de bol buz ve taze nane yapraklarıyla kendiniz ve sevdikleriniz için bu harika tarifi yapabilirsiniz.

Özellikle hazır içecekleri seven çocuklara bu ev yapımı doğal tariflerden mutlaka içirmenizi tavsiye ederim. Çok çok seveceklerdir. Hepinize afiyet olsun.

KIRMIZI SOĞUK ÇAY

Malzemeler:

1 litre su

3 tatlı kaşığı siyah çay

3 yemek kaşığı hibisküslü kuru meyve çayı

3 yemek kaşığı doğal bal

2-3 limon

2-3 dal taze nane

10 adet çilek

10 kalıp buz

Hazırlanışı:

Suyu kaynatın, siyah ve kuru meyve çayını ilave edip 10 dakika demleyin.

Çayı süzün ve balı ekleyin.

Limonları sıkın. Çilekleri dilimleyin. Nane yapraklarını saplarından ayırın.

Çay biraz soğuduktan sonra limon suyunu, çilek dilimlerini, taze nane yapraklarını ilave edin.

Buzdolabında 1 saat bekletin.

Sürahiye buz kalıplarını ekledikten sonra servis edebilirsiniz. Bal oranını damak tadınıza göre arttırabilirsiniz.

Afiyet olsun.

ÇİLEKLİ KEFİR

Malzemeler:

2 su bardağı kefir

10-15 adet çilek

1 muz

2 dal taze nane

1 çay kaşığı toz zencefil

Hazırlanışı:

Naneleri ve çilekleri yıkayın.

Çileklerin saplarını temizleyin.

Nane yapraklarını saplarından ayıklayın.

Bütün malzemeleri blenderden geçirin.

Çilekli kefirinizi bir sürahiye aktarın ve içine bol buz ve taze nane yaprakları ekleyin.

Servis ederken de bardaklara buz ve taze nane yaprakları ilave edebilirsiniz. Afiyet olsun.

ŞEKERSİZ LİMONATA

Malzemeler:

6 adet limon

4 su bardağı ılık su

½ su bardağı organik bal

4-5 dal taze nane

1 çubuk tarçın

3-4 karanfil

Taze zencefil (ceviz büyüklüğünde)

Servis için çilek dilimleri

Hazırlanışı:

Bir kaba 4 su bardağı ılık suya balı ilave edin ve tahta kaşıkla karıştırarak balın erimesini sağlayın.

Limonları sıkın ve kabuklarını hafifçe rendeleyin.

Taze nane yapraklarını saplarından ayıklayın.

Taze zencefili rendeleyin.

Çubuk tarçını, karanfilleri, nane yapraklarını, rendelenmiş zencefili, limon suyunu ve rendelenmiş limon kabuklarını ballı suya ekleyin ve karıştırın.

İçeceğinizi hazırladığınız kabın kapağını kapatıp 2 saat buzdolabında dinlendirin.

İnce bir süzgeçten süzün, kalan tortuyu da elinizle sıkarak iyice suyunun çıkmasını sağlayın.

Limonatayı ikram edeceğiniz bardağa bol buz, ince çilek dilimleri ve taze nane yaprakları ekleyin.

Afiyet olsun.

_Mutfak Magazin | Sayı 08 | Haziran Temmuz | Gizem Erman Soysaldı

Tamamını Oku